Zehirli Ok Meseli

Zehire bulanmış bir okla yaralanmış bir adam düşünün; arkadaşları ve akrabaları onu iyileştirmek için bir cerrah ararken o kim tarafından yaralandığını, kendisini yaralayanın savaşçı kastından mı, rahip mi, çiftçi mi yoksa en düşük kasttan mı olduğunu öğrenene dek oku çıkarttırmam diye tutturmuş olsun. Ya da bu oku atanın soyadını öğrenene dek oku çıkarttırmam desin – ya da uzun mu kısa mı boylu olduğunu; siyahî mi, koyu tenli mi, sarı tenli mi olduğunu; hangi köyden, kasabadan ya da kentten geldiğini; okun atıldığı yayın uzun mu, kısa mı olduğunu; yayın kirişinin kırlangıç otundan mı, bambu lifinden mi, hayvan sinirinden mi, kenevirden mi yapıldığını; şaftın yabani bir bitkiden mi kültür bitkisinden mi yapıldığını; okun tüyünün akbaba mı, balıkçıl mı, şahin mi tavus mu kanadından alındığını; öküzün mü, mandanın mı, geyiğin mi, maymunun mu siniriyle sarıldığını; temreninin düz mü, çatal mı, demirden mi, dana dişinden mi olduğunu öğrenene dek oku çıkarttırmam desin. Bu soruların tümünün yanıtını alana dek, şüphesiz adam ölmüş olurdu.
Benzer şekilde, dünyanın ebedi mi sınırlı mı olduğu, beden ve ruhun bir mi ayrı mı olduğu, Buda’nın ölümden sonra da yaşayıp yaşamadığı, dini bir yaşamın neye dayandığı soruları da bizi ilgilendirmez. Bu görüşlerden hangisi benimsenirse benimsensin yeniden doğuş, yaşlılık, ölüm, keder, yas, ıstırap, üzüntü ve umutsuzluk devam eder… Ben bu görüşlere ilişkin hiç bir şey söylemedim çünkü bunlar tutkudan kurtulmak, huzur ve Nirvana’ya ermekle zerre kadar alâkalı değildir..
Peki neden bahsettim? Acıdan bahsettim, acının nedeninden, acının ortadan kaldırılmasından ve buna giden yoldan bahsettim. Zira faydalı olan budur.

Majjhima Nikaya Sutra
Çeviren: İnan Mayıs Aru

Yazıyı Paylaşın