Yaban Diyarlar Gezmeni

Yaşlı şehrin sokaklarını adımlıyorum. Yer gri, gök gri. Düşlerimin akışı gibi… Renkli bir atlastı düşler, üryan çocuklar koşarken bu yokuşları. Şimdiyse daha iyi tanıyorum bu sokakları. Çok yürüdük birlikte. Alınmadılar hiç tabanlarım çiğnerken onları. Taştan yapılar, alınmazlar. Bizlerse camdanız. Etten, kemikten ve de camdan. Kırılgan! Candan!

Bu sokaklar da efsunlu bizim gibi. Her bir adımda daha da benziyoruz birbirimize; her adımda daha da hapsoluyoruz kendi iç küremize. Gelip çıkaracak birini arıyor bakışlarımız. Yok öyle biri! Kendi adımlarınla terk edebilirsin kendini; o da anca belki… Şeyh Nimetullah Veli’nin dediği gibi: bir adım at kendinin dışına, bütün yol o bir tek adımda! Okumaya devam et

Bir Doğu Baladı

Akla düşen aşktan bahsediyorum:p145-kozaki-mountain-and-sea-7931
Ay inançlı, neredeyse kör;
Dönüp duruyor dalgınlıkla, konuşamıyor.
Kusursuz bakım ayazda bırakmış onu.

Denizi hiç böyle derin düşlememiştim,
Yeri böyle karanlık, uykumu böyle uzun,
Ben başka bir çocuk oldum.
Uyanınca yabana dönen dünyayı görüyorum.

Allen Ginsberg
Çeviri: İnan Mayıs Aru

Resim: Kozaki Kan

Mekânda Hareketin Özgür Kılınması

IMG_20141202_132130

Zaman bir ölçü sistemidir yani bir kural koyan, bir otoritedir. Pek çok ayaklanma sırasında saatlerin parçalanması ve takvimlerin yakılması boş yere değildir. Ayaklanmacılar bu aletlerin de krallar, başkanlar, polisler ve askerler gibi isyan ettikleri otoriteyi temsil ettiğinin yarı-bilinçli de olsa farkındadır. Ama yeni saatler ve takvimlerin yapılması çok uzun sürmemiştir çünkü zaman mefhumu ayaklanmacıların zihnine hâlâ hükmetmektedir.

Zaman, kontrol etmek ve sosyal bir bağlama tabi kılmak için mekân boyu hareketi ölçmeye yarayan sosyal bir yapıdır. İster güneşin, ayın, yıldızların ve gökteki gezegenlerin hareketi olsun, ister dolaştıkları yerlerdeki bireylerin hareketi olsun isterse de günler, haftalar, aylar ve yıllar diye bildiğimiz düzenlerin etrafında gelişen olayların hareketi olsun zaman bu devinimlerin sosyal çıkara tabi kılınmasının aracıdır. Bireylerin sosyal bağlamdan özgürleşmeleri, kendi yaşamlarının bilinçli, özerk yaratıcıları olabilmeleri için zamanın yıkımı zorunludur.

Okumaya devam et

Doğadışı Yazın

snyder264_gs

Son yıllarda “doğa yazını” giderek artan bir edebî ilgi odağı haline geldi. Odaktaki özne olan “doğa” ve ona (ve onun içerisinde yer alan biz insanlara) yönelik bir kaygı sanatçılar ve yazarlar tarafından – memnuniyet verici bir biçimde – paylaşılmaya başlandı. Bu ilgi pekâlâ postmodernizmin yeni bir aşaması da olabilir, zira modernist avangartlar akıllara durgunluk verecek kadar kent-merkezliydi. Yazarlığa özenen pek çok kişi – illâ kişisel bir kazanç ya da edebî itibar da beklemeksizin – meraklı, saygılı ve kaygılı bir biçimde bu topraklara doğru ilerliyor. Bunu aşkla ve de tutkulu bir ekoloji cengâverliğiyle yapıyorlar, para için değil. (Doğa yazınının ne olması gerektiğine dair halen pek çok farklı görüş ve anlayış mevcut. Büyük ölçüde orta sınıf, orta kültürlü, Avrupalı-Amerikalı bir insan perspektifinden yazılmış yazı ve denemelerde görülebilecek daha eski bir doğa yazınından söz edilebilir. Bu yazın, güzellik, uyum ve ulviyet retoriğine dayanır. John Muir’in yazılarında zaman zaman bizi rahatsız eden şey de zaten bunun aşırıya kaçması. Şimdi isimleri pek hatırlanmasa da, Muir’in daha beter çağdaşları da vardı.) Okumaya devam et

Bir Issızlık

Zihnin açık şimdiallenphotoboot
bulutsuz bir gök gibi
Vakti geldi demek
Yabanda bir ev kurmanın.

Ne yaptım ki ben
gözlerimle gezmekten başka
ağaçlarda? Öyleyse
kuracağım: bir eş,
bir aile ve bulacağım
üç beş komşu.

Ya da
telef olurum yalnızlıktan
ya da yiyeceksizlikten ya da
yıldırımdan ya da ayıdan
(evcilleştirmeli geyiği
ayıyı üstüne giymeli).

Belki bir de resmetmeli
avareliğimi, ufak bir
sanem – bir türbe
yol kenarında göstersin diye
yolculara yaşadığımı
burada yabanın ortasında
farkında ve yuvada.

Allen Ginsberg
Çeviri: İnan Mayıs Aru