Gönlün Uyanış Makamıdır Yuvam


13. yüzyılın büyük Zen ustası ve şairi Muso Soseki şöyle diyor bir şiirinde:

Belli bir yer olmadığında
Bana ait diyebileceğin
Nereye gittiğin hiç fark etmez
Hep yuvaya dönmektesin

Bir süredir Gürcistan’ın dağlarında dolanırken, yuvamdan fersah fersah uzakta, yuvamı düşünüyorum. Sahi neresi yuvam? Nicedir zihnimde/gönlümde dönüyor bu yuva meselesi, anlamaya çalışıyorum. Okumaya devam et

Nuriye

Büyüyorsun erirken
çığ gibi değil
usulcacık bir göle dönen
bir damla yaş gibi, uykusunda
bir halkın gözünden akıttığı
ve açlığın doyuruyor uykuları.
Silkinir mi sandın bilmem
korkuyla sinmiş yüreklerimiz?
Yoksa bu sadece kimseden
sevdiklerinden, sevenlerinden bile
bir şey beklemeyen
bir düşün kendine imanı mı?
Git gide güzelleşiyorsun
tüm acıya rağmen
kocaman bir gülüş yüzün.
Cheshire kedisi gibi hani
koca bir tebessüm alıyor
yiten bedenin yerini.
İnanamıyorum sana, inanamıyorum
senin yürekli güzelliğin karşısında
kendi çaresizliğimize.
Uçuyorsun yatarken
kuş gibi değil
soğuk bir duş gibi uykularımıza,
uyanacak mıyız sahiden?

İnan Mayıs Aru
İllüstrasyon: Tarık Tolunay

Kaybolan Türler Bahçesi

Kayıp Türleri Anma Günü

Zihnimin kuytu köşelerinde, çocukluk hatıraları raflarında, yerel korku hikayeleri bölümünde buluyorum “Andık”ı. Zaman zaman çıkarıp okuyorum bu hikayenin silik sayfalarını yeniden gündüz ya da gece düşlerimde. Ürperiyorum. Yanı başındaki rafta, yerel fantastik hikayeler arasında yer alan “Filler”e ve korsan maceralarının da bulunduğu raftaki “Ayıbalığı”na uzanıyorum hemen sonra, ensemde hissettiğim soğuk karıncalanmayı atlatmak ve birazcık gülümsemek için.

30 Kasım Uluslararası Kayıp Türleri Anma Günü’nü bir süredir ilgiyle takip ettiğim Dark Mountain Project’in sayfasından öğrendim. Dark Mountain uluslararası bir yazarlar, şairler, düşünürler, sanatçılar ağı; medeniyetin biyosferi yok eden gücü ve süregiden ekokırım karşısında ancak insanın yeryüzündeki yerini yeniden anlayıp anlamlandırarak ve yeni anlatılar örerek durabileceğimizi savunuyorlar.

Bu gün resmi bir anma günü değil ancak dünyanın dört bir tarafından sanatçılar ve aktivistler bulundukları yerlerde çeşitli etkinliklerle yok olan türleri anarak onların yasını tutuyor. Hikâye 2010 yılında sanatçı ve aktivist Persephone Pearl’ün Bristol Müzesi’ni ziyaret etmesi ve orada nesli tükenmiş Tazmanya kaplanının (Thylacinus cynocephalus) son bireylerinden birini doldurulmuş halde sergilenirken görmesiyle başlıyor. Tazmanya kaplanı 1936’da son üyesi de avlanarak soyu tüketilen hayvanlardan biri. Pearl, cam bir korumanın ardındaki bu güzelim ve gizemli hayvan karşısında gözyaşlarını tutamıyor ve daha sonra o anı şöyle tasvir ediyor: Okumaya devam et

Yüce Pan Yaşıyor

Sudan çıkmıştık. Köklerimiz sudaydı, suya kök salınabilirse tabi. Toprakta yaşadık, toprak bizi kabul eden evimizdi. Rüzgâr hep ordaydı, bitmeyen bir ıslık çaldı. Ateşse onu bulmamızı bekledi.

Tüm bu gelişme ve uygarlık masalından önce de pek çok güzel masalımız vardı. Ağaçların arasında orman perileri koşardı. Onların peşi sıra, tarlakuşlarından tatlı sesi, güneşli bir çayır gibi yüzü, çatal toynakları ve kıvrık boynuzlarıyla çılgın bir tanrı…

Gel, dalga dalga akarak, rüyanın ve neşenin esrik dilini öğrenmeye sen de! Giysilerinden vazgeç toprak rengi derin için. Yüzünden de vazgeç. Sözünden de, değersiz bilginden de. Sesini ceylanlara kaptıracaksın. Duymak için susmak gerek. Dinle! Okumaya devam et

Yaban Diyarlar Gezmeni

Yaşlı şehrin sokaklarını adımlıyorum. Yer gri, gök gri. Düşlerimin akışı gibi… Renkli bir atlastı düşler, üryan çocuklar koşarken bu yokuşları. Şimdiyse daha iyi tanıyorum bu sokakları. Çok yürüdük birlikte. Alınmadılar hiç tabanlarım çiğnerken onları. Taştan yapılar, alınmazlar. Bizlerse camdanız. Etten, kemikten ve de camdan. Kırılgan! Candan!

Bu sokaklar da efsunlu bizim gibi. Her bir adımda daha da benziyoruz birbirimize; her adımda daha da hapsoluyoruz kendi iç küremize. Gelip çıkaracak birini arıyor bakışlarımız. Yok öyle biri! Kendi adımlarınla terk edebilirsin kendini; o da anca belki… Şeyh Nimetullah Veli’nin dediği gibi: bir adım at kendinin dışına, bütün yol o bir tek adımda! Okumaya devam et

Ekoloji – Yuvanın İrfanı

Yaşadığım yerde ufuk bir çizgi değil, güneşin huzmeleriyle yeşilin bin bir tonuna bürünen örtüsüyle inişli çıkışlı, art arda sıralanan tepeler ve dağlardan oluşan bir dalga. Mavi gökte parça parça ak bulutların gölgeleri koşuyor bu dalgaların üzerinde. Hızlarına yetişemeyeceğimi bilseler de her gün beni de onlarla birlikte o dağlarda dolanmaya çağırıyorlar. Çağrılarına uymamak elde değil.

Akdeniz’in alâmetifarikası kızılçamlar altındaki mersinler, tespih ağaçları, böğürtlenler, saparnalar ve yer yer de pırnal meşeleriyle çevrili patikalarda yürüyerek ormanın içine dalıyorum. Görünüşte orman huzur dolu, kendimi burada yuvada hissediyorum. İki atmaca tepemde dönerek bana eşlik ediyor, dağın sırtını aşarken. Bir süre sonra çığlık çığlığa bağırmaya başlıyor sanki ileride karşılaşacağım bir tehlikeye karşı beni uyarıyorlar. Okumaya devam et

Ağacın Uykusu

img_20161126_093757

Işık besini, yaprakları gözleridir
bitkinin; avının peşinde koşan,
uçan, sürünen canlıların aksine
kökleriyle toprağa bağlı varlıklar
büyür, eğilir, bükülür avının peşinde.
Otlar ve ağaçlar yapraklarıyla görür.

Güz uyku mevsimi:
ağaç yumar gözlerini
yaprak dökümüyle.
Fırtınaların beşiğinde, rüzgârların ninnisiyle
gelecek bahara kadar
düşler ve kâbuslar biriktirir
örtüsüz çıplak dallar.

İnan Mayıs Aru

Gerçeklik Şatosunda Bir Yolculuk

toad

Irmak kıyısında yumurtalarını bırakıp kaçmıştı hilekâr kurbağalar gerçeklik şatosuna. Enselerindeydik, ama yakalamamız bir hayli vakit alabilirdi. Gerçeklik şatosunun öyle çok odası, geçidi ve dehlizi vardır ki bin tonluk bir balinanın bile iyi donanımlı bir düzine avcıdan uzunca bir süre saklanması mümkün olabilir.

Neyse ki bizim yanımızda bir şamanımız vardı. Bir şaman farklı gerçeklikler arasında kontrollü olarak yolculuk yapabilen biridir. Bir şizofren aynı yolculuğu kontrolsüz olarak yapar ve bu tehlikelidir. Tıpkı bir kaydırak tünele atlamak gibi… Tabii çocuk parklarındaki kaydıraklardaki kadar güvenli bir yolculuk değildir yaşayacağın. Neyse, bizim yanımızdaki zaten bir şizofren değil bir şamandı; hangi kapıyı açmamız gerektiğini gayet iyi biliyordu ve açtı (yanlış kapıyı açmak bazı durumlarda ölüm sebebi olabilir). Okumaya devam et

Semender

indir (11)
Yüzünde denizin çizgileri,
          Kızıl sakallarından toprağa yayılan
          bir gülümsemeyle göğe dönüp dedi:

Güneşe işaret eden parmağımla
          güneş arasında
          bir kuş uçmakta.

Aldanmadan, yakmadan gözlerini,
          Onu izler semender
          kızgın kayada.

İnan Mayıs Aru

Köyevinden Uğurlama


“Rüzgârlarım geldi, dolaşmaya çıktım, kendime yeni yerler aramaya. Çöldeki çiçeğin dediği gibi, kökleri yoktur insanların ve pek dert ederler bunu. Yakında oradayım. Orası ve burasının olmadığı mümkün olabilse…”

Yazan/Yöneten: Yağmur Telli Yücel
Oyuncular: İnan Mayıs Aru, Haiku
Şiir/Seslendirme: İnan Mayıs Aru
Kamera: Yağmur Telli Yücel
Kurgu: Yağmur Telli Yücel, Yasemin Yağcı
Ses Kurgusu: Yağmur Telli Yücel
Ses Miksajı: Can Tan, Çağrı Erdem
Müzik: Jesus Rico Perez Okumaya devam et