Anti-Halife

chainsoflaw

İbn Arabî, Manevi Hikmet ve Mülhid Gelenek

I. BEY

ve Hızır, Gizli Peygamber, Yeşil Adam, Hiperborea Kralı, Musa’nın kurnaz yaveri, İskender’in hilekâr aşçısı, Zulmet Diyarı’nda ab-ı hayattan içen Hızır. Her bir adımında ezhar ve nebatat boy verir ve o suyun üzerinde seyran eder, İbn Arabî’nin gemisine doğru yürüyerek yaklaşır; yeşil cübbesi yeşil dalgalara dökülür –  belki de o dalgalardan dokunmuştur. Yahut yine Hızır mürşitsiz kalmışlar, deliler ve kınananlar, müstesna kişiler için çölün ortasında beliriverir su ve irşadla… “Ve bu hayatta nazara değer üç şey vardır: su, yeşillikler ve güzel bir çehre…”

ve bir mağarada sır olan Gizli İmam; belki Samiriye’de, belki Yemen’de, safî zümrütten bir adada, zümrütten ağaçlar ve yeşil berilden çiçekleriyle, yeşim taşından sarâylarıyla Suretler denizinin ortasındaki Muşabehet Berzahı’nın ötesini yurt tutan – karalar giyinmiş bir adam düşlerinde simyacılara görünen, düşlerde irşat eden… Okumaya devam et

Kaos

kaos

KAOS ASLA ÖLMEDİ.

Başlangıçta var olan yekpare kütle, tapılacak biricik canavar, durağan ve kendiliğinden, herhangi bir mitolojiden daha kızılötesi (Babil’in önündeki gölgeler gibi), varlığın özgün, ayrımlaşmamış birliği, hâlâ daha sükûnetle ışın saçıyor Suikastçıların kara sancakları gibi, gelişigüzel ve ebediyen sarhoş.

Kaos, tüm düzen ve entropi ilkelerinden önce gelir, o ne bir tanrıdır ne de bir sinek kurdu, onun ahmakça tutkuları olası her koreografiyi kuşatıp tanımlar, manasız tüm eterleri ve filojistonları[1]: maskeleri kendi çehresizliğinin kristalleşmeleridir, tıpkı bulutlar gibi.

Doğadaki her şey mükemmel bir biçimde gerçektir bilinç de dahil, kesinlikle dert edecek hiçbir şey yok. Yasanın boyunduruğu kırılmakla kalmadı, asla var olmadı da; iblisler asla yıldızlara bekçilik etmedi, İmparatorluk hiç başlamadı, Eros asla sakal bırakmadı.

Yo, dinle, gerçekte olan şuydu: sana yalan söylediler, iyi ve kötüye dair fikirlerini sana yutturdular, bedeninden şüphe etmeni ve kaos peygamberliğinden utanç duymanı sağladılar, moleküler aşkın için tiksindirici sözcükler icat edip, seni ihmalle afsunladılar, uygarlık ve onun tefeci duygularıyla içini sıktılar.

Oluş diye bir şey yok, ne de devrim, mücadele ya da yol; hâlihazırda sen kendi teninin şahısın – çiğnenmesi mümkün olmayan özgürlüğün tamamlanmak için yalnızca diğer şahların sevgisini bekliyor: bir rüya politikası, göğün maviliği kadar ivedi. Okumaya devam et

İblis, Siyah Nur – İslam’da Satanizm

melektavus

Tahran’da avangart bir oyun yazarı ve Ehl-i Hakk tarikatı mensubu İranlı bir arkadaşım, 1970’lerin ortasında şeytana tapanların vadisine bir seyahatte bulunmuştu.

Radikal Şiilik, Sufizm, İran gnostisizmi ve yerel şamanlıktan etkilenmiş bir Kürt tarikatı olan Ehl-i Hakk taraftarlarının çoğu okuma yazması olmayan köylülerdir ve kendi içlerinde pek çok alt gruba ayrılırlar. Birleştirici ve bütünleştirici bir Kutsal Kitapları olmayan ve ücra vadileri mesken tutmuş bu alt gruplar genelde birbirinden alabildiğine farklı Ehl-i Hakk mitleri ve öğretileri geliştirmişlerdir. Bu alt gruplardan biri de Şeytan’a hürmet etmektedir. Bu Şeytanperestler hakkında yazılı hiçbir kaynak duymadım diyebilirim[1], kaldı ki genel olarak Ehl-i Hakk üzerine de pek fazla çalışma olduğu söylenemez[2]. Pek çok sır yabancılara bütünüyle kapalıdır.

Tahran’daki Ehl-i Hakk cemaatinin büyük bir müzisyen ve öğretmen olan bir pirleri vardı; Üstad Nur Ali İlahi[3]. Bazı eski kafalı Ehl-i Hakk mensupları; sırları yabancılara, yani Kürt olmayanlara açtığı ve hatta kitaplarında yayınladığı için kendisini bir dönek olarak nitelendiriyorlardı. Ne var ki arkadaşım, İlahi’ye şeytana tapanları sorduğunda İlahi kendisini kibarca terslemekle yetinmişti: “Şeytan’ı hiç takma kafana, sen şey-i ten’e bak.” (yani tensel şeylere, şehevi nefse). Arkadaşımsa bu yerinde nasihati kulak ardı ederek, kardeşiyle beraber bir Land Rover’a atlayıp Kürdistan yollarına düştü. Okumaya devam et

PAZ – Kalıcı Otonom Bölgeler

Önsöz:

TAZ (Temporary Autonomous Zones – Geçici Otonom Bölgeler) kuramıyla Babil Kulesi’nde açılan çatlakları değerlendirmeyi ve iktidar okyanusunda minik özgürlük adaları oluşturmayı öneren Hakim Bey, PAZ’la (Permanent Autonomous Zones- Kalıcı Otonom Bölgeler) bu adaların sürekliliğinin nasıl sağlanacağını, aralarında iletişimin nasıl kurulacağını ve bu özgün akıntıların kendilerini ana akıma karşı nasıl savunacaklarını – görünmezlik, renk değiştiren canlılar, doğanın zarafeti… – araştırıyor. Sokaklarda şarkılar söyleyen bir grup olduğumuzda, yollarımız bir obada buluştuğunda, bir yürük çadırında cıgaramızı sarıp yaralarımızı paylaştığımızda oluşan ışık pırıltılarının arasında bir geçişliliğin sağlanması mümkün mü? Kendiliğindenlik her an oluşup dururken, sürekliliğin örgütlenmesine de bir çağrıda bulunuyor gibi. Çayırlardan tek tek kalkan kelebekler gruplar oluşturup kral kelebeği otellerinde – sırrına erilemeyen ağaçlar[1] – konaklayıp ayrıldıktan sonra bir koku, biraz toz bırakıyorlar, geriye dönecek bir sonraki kuşak için, [ “Gerçek yolculuk geriye dönüştür” diye ekledi Shevek[2]] arkada kalmış bir dost için, bir sonraki buluşma için ve göçebenin bıraktığı kamp ateşinin korları, yolcuları bir çeşit sürekliliğe davet ediyor.

Hakim Bey, TAZ için olduğu gibi PAZ için de zaten mevcut olandan bahsediyor; bir teori ya da ideoloji oluşturmaktan öte varolanın örgütlenmesi, bir karşılıklı etkileşim taslağı çizilmesi, kendini korumaya yönelik bir taktik zinciri dizilmesi… – çoktan başlamış olan dansın ve neşenin odaklanıp, öz-farkındalık kazanıp bir şenliğe dönüşmesi.

Şenliğin bir parçası olarak mutfak da göz ardı edilmiyor. Yemeğin nasıl pişeceği herkesin aklını kurcalayan bir soru ve şenliğin (ya da “Devrim”in) can alıcı noktası da zaten mevcut merkezi, Devlet-ilişkili ekonomilere karşı bütüncül bir yeraltı ekonomisinin oluşturulabilmesi.

PAZ’da Hakim Bey cömertçe soru işaretleri dağıtıyor ve coşkulu bir sesle esinler veriyor; kendi deyişiyle “öncü”yü değil, “ebe”yi ya da “övgüler düzen”i oynamaya devam ediyor. Biz de bu topraklarda özgün TAZ’larımızın (olmadığını söylemeyin, çatlaklar her yerde ve ışığı sızdırmaya devam ediyorlar[3]) ve kendiliğindenliğin nasıl bir süreklilik kazanacağını araştırırken, Bey’in lirizminden esinlenebiliriz. Örgütlü Kaos. Ütopya Şimdi.

Önsöze Not:

Gezi’de kent hakkı atfıyla başlayan bir eylemin kentin ortasında koca bir ortaklık alanına, bir Geçici Otonom Bölge’ye dönüşmesinin yıl dönümü yaklaşırken ve kimi kentte kimi kırda çeşitli geçici otonom bölgeler an be an oluşup dağılırken Hakim Bey’in Kalıcı Otonom Bölgeler kuramının bunların arasındaki bir sürekliliğe ışık tutması temennisiyle…

İnan Mayıs Aru

geçici otonom bölge

TAZ kuramı kendini saf ütopyacılıktan ziyade varolan ya da oluşan durumlarla karşılaştırma çabasındadır. Tüm dünyada insanlar yabancılaştırma şebekesinden ayrılıyor ya da kendilerini kaybediyor ve insani teması yeniden inşa etmenin yollarını arıyor. Bunun ilginç bir örneği –“kent ahalisi kültürü” düzeyinde – hobi iletişim ağları ve konferanslarının çoğalmasında görülebilir. Geçenlerde böyle iki grubun fanzinlerini keşfettim; Yüksek Gerilimin Saray Mücevherleri (cam elektrik yalıtkanları koleksiyonuna adanmış) ve kükürbitoloji[4] üzerine bir yayın (Sukabağı). Hatırı sayılır oranda yaratıcılık bu takıntılara harcanıyor. Hemcins-delilerin çeşitli periyodik toplantıları, özgün ve yüz yüze eksantriklik festivallerine dek varıyor. Kendi TAZ’larını, kendi göçebe konaklarını ve Konsensüs’ten özgürleşme gecelerini arayan yalnızca “karşı-kültür” değil. Öz-örgütlenmeli ve otonom gruplar her “sınıf” ve “alt-kültür” arasında boy veriyor. Babil İmparatorluğu’nun engin arazileri şimdi fiilen boş, nüfusuysa Ana Medya’nın hortlakları ve birkaç psikozlu polisten ibaret. Okumaya devam et

Suç

Hakim_Bey,_painted_portrait_DDC_3021

Hiçbir yasanın hükmü altında adalet sağlanamaz – kendiliğinden doğayla uyumlu amel, adil amel, dogmayla tarif edilemez.Bu dosyalarda savunulan suçlar benliğe ya da ötekine karşı değil ancak Fikirlerin zehirli Taht ve Taçlar biçimindeki dokunaklı billurlaşmalarına karşı işlenebilir.

Yani, doğaya ya da insanlığa karşı işlenmiş suçlar değil yasanın hükmüne göre suçlardır. Nefsin/doğanın peçesinin açılıp ortaya çıkarılması bir insanı er ya da geç bir hayduda dönüştürecektir – başka bir dünyaya adım atıp bir hain, mülhit, sürgün ilan edildiğini görmek üzere mevcut olana geri dönmek gibi. Yasa FDA1-onaylı mor mühürlü standart ölü etten farklı bir ruha bir oluş haline denk düşmenizi bekler – ve siz doğayla uyum içinde davranmaya başlar başlamaz Yasa boğazınıza çöküp sizi boğar – o halde mübarek liberal orta sınıf şehidini oynamayı kesin – bir suçlu olduğunuzu kabul edin ve öyleymiş gibi davranmaya hazırlıklı olun.

Paradoks: Kaos’u kucaklamak entropiye meyletmek değil yıldızlar misali bir enerjiye, tez elden bir zarafet motifine zuhur etmektir – sultanların, müftülerin, kadıların ve sırıtıp duran cellatların leş kokan piramitlerinden alabildiğine farklı kendiliğinden bir organik nizam.

Kaos’un ardından Eros gelir – mutlak Bir’in hiçliğinde malum olan temel nizam. Aşk yapıdır, sistemdir, köleliğin ve uyuşturulmuş uykunun lekesini taşımayan yegane kanundur. Onun manevi güzelliğini bir gizli kapaklılık füsusunda, bir tevatür bahçesinde muhafaza etmek için düzenbaz ve madrabaz olmalıyız.

Birilerinin yapacağı devrimle zihinleriniz durulana dek sağ kalıp beklemeyin, anoreksi ve blumia ordularına yazılmayın – halihazırda özgürmüşsünüz gibi davranın, olasılıkları hesaplayın, ortaya çıkın, Düello Yasası’nı hatırlayın – Ot Tüttürün/Tavuk Yiyin/Çay İçin. Her insan kendi asma ve incir ağacına sahiptir (Yedinci Çember Kuran’ı, Noble Drew Ali) – Mağribi pasaportunuzu gururla taşıyın, çapraz ateş arasında kalmayın, sırtınızı sağlama alın – ama risk alın, eklemleriniz kireçlenmeden dans etmeye başlayın.

Ontolojik anarşizmin doğal modeli çocuk çetesi ya da banka soyguncuları çetesidir. Para bir aldatmacadan ibaret – bu macera onsuz da mümkün – yağma ve ganimet toz olup gitmeden harcanmalı. Gün, Kıyamet Günüdür – güzelliğe harcanan para simyayla iksire dönüştürülecek. Melvin amcamın dediği gibi, aşırılan karpuz daha lezzetli olur. Dünya şimdiden gönlün arzusuna göre yeniden inşa edilmiştir – ama tüm kira kontratları uygarlığın elinde ve silahların çoğu da öyle. Yabani meleklerimiz yasayı ihlal etmemizi talep ediyor çünkü ancak yasak alanda ortaya çıkıyorlar. Eşkıya. İçreklik yogası, yıldırım akını, define hazzı.

1 FDA: U.S. Food and Drug Administration – Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi

Hakim Bey

Çeviri: İnan Mayıs Aru

Karartma Manifestosu

moonEn azından yılın yarısı Karartma’ya aittir. Aydınlanma, Karartma’nın özel bir durumundan başka bir şey değildir ve onun da kendine has geceleri vardır.
**
Demokrasi gün boyu her şeyi ayrımsızca aydınlatarak büyür. Ama gölgesiz öğle vakti Pan’a aittir. Ve gece ise şeylerin ya sırf kendi ışıltılarıyla parladığı ya da hiç parlamadığı “radikal bir aristokrasi”yi dayatır.
**
Perdeleyici, bağnaz ve batıl olan Karartma, trollere ve hava perilerine, cadılara ve büyücülere iş imkânı sağlar. Belki de Doğa’yı yeniden efsunlayacak yegâne şey hurafelerdir. Su perileri ve yabani orman tanrılarından korkan ve bunları arzulayan insanlar ırmakları kirletmeden ve ormanları tıraşlamadan önce bir daha düşünecektir.
**
Elektrik gölgeleri defetti – ama gölgeler “hayaletler”dir, ruhlardır, bizzat ışığın ruhları. Kutsal ışık bile kendi organik ve gizli karanlığını yitirdiğinde bir kirlilik biçimine dönüşür. Hapishane hücrelerinde elektrik ışıklarının seviyesi asla ayarlanmaz; ışık baskı ve hastalık kaynağına dönüşür.
**
Hurafeler uydurma olabilir ama daha derin bir hakikat üstüne kuruludurlar – yeryüzü canlı bir varlıktır. Bilim gerçek olabilir, mesela iş görür ancak öte yandan daha derin bir hakikat üstüne kuruludur – maddenin ölü olduğu hakikati.
**
Dr Frankenstein’ın şatosuna meşale ve tırpanlarıyla saldıran köylüler Karartma’nın baskın birlikleriydi, makine kırıcı milislerimiz. Tarihteki özgün Makine Kırıcılar iş makinelerini, bilgisayarların atalarını parçalamıştı.
Okumaya devam et