Şimdi ve Burada

Her şeyin göründüğü gibi olmadığı gerçeğinin, sık sık yapıldığı gibi göz ardı edildiği durumlardan biriydi. Kamyonet bozulmuştu ve toprak yolun tam ortasında kalmışlardı. Adam ıslıkla “Bir kadeh daha ve sonra evrenin bir başka noktasında…” ezgisini çalıyordu. Arabanın üstüne oturup başka bir araç beklemenin sonuçsuz kalacağını biliyordu elbette. Ama yapacak fazla bir şey olduğu da söylenemezdi.

Kadın yol kenarından sarı papatyalar toplarken ileride, ovanın ortasında beş figür belirdi. Papatyaların arasından şırıldayan su herkesin ne zaman aklını başına toplayacağına dair derin düşünceler içindeydi ve ne kadını ne adamı ne de üç yüz metre ötedeki beş figürü fark etmemişti. Sanırım fark etseydi de bir şey değişmezdi. O derin düşünceler içerisinde akan ve sonunda topraktaki bir delikte kaybolan, bir ayak genişliğinde bir derecikti ve başka türlü olmasını da istememişti.

Tabii ki adam ve kadın beş figürü fark etmişlerdi. Ve şimdi aralarında yalnızca yüz metre vardı.

“Selam!” dedi adam. Sesi vadide Kızılderililer tarafından kıstırılan ve son kurşununu atarken tepelerde süvarileri gören bir kovboy gibi tınladı.

“Kamyonetin motoru bozuldu ve bir saatten beri burdayız. Motordan anlar mısınız?”

Beşi de aynı derinlikte gülümsediler. Adamlardaki –onlara böyle demek mümkünse- tuhaflığı kör bir köstebek bile fark ederdi. Giyimleri, yüz hatları, saçları birbirinden apayrı olan bu beş kişi alışılmadık bir biçimde birbirlerine benziyorlardı. Ama yol ortasında kalmışsanız, akşam çökmek üzereyse ve kırk kilometre çevrenizde hiçbir yerleşim yeri yoksa böyle ufak tuhaflıklara çok fazla takılmazsınız. Onlar beyninizin bir kenarına itilir ve asosyal minik çocuklar gibi köşelerinde kendi kendileriyle meşgul olurlar. Yazık! Onlarla biraz daha ilgilensek çoğumuzun hayatı değişirdi. Ve bazılarımızın hâlâ bir hayatı olurdu.

Foton tabancalarının karşısında yavaşça yok olan bir adam ve bir kadın için artık yapılacak bir şey yoktu. Beş figür ovaya doğru giderken kamyonetin içindeki bebek cızırtılı bir ses duyacaktı, dört yüz ışık yılı ötedeki Mareş gezegeninin dilini bilseydi birkaç dakika önce babasının ıslıkla çaldığı ezgiyi tanıyabilirdi belki.

Sakın Mareşlileri kötü uzaylılar sanmayın. Ancak bazen mırıldandığınız ezgiye dikkat etmelisiniz. Burada dans ettiğiniz bir şarkı dört yüz ışık yılı ötede çok farklı algılanabilir ve iyi niyetli canlılar dileğinizi yerine getirmek için dört yüz ışık yılı yol kat edebilirler.

Güneş batarken kamyonetin içinde bir bebek ağlıyordu, kaputun üzerinde bir şişe viski vardı ve hiçbir şey göründüğü gibi değildi.

İnan Mayıs Aru
İllüstrasyon: Robert Farkas

Yazıyı Paylaşın