O ve Ben

 

UntitledDüş gören bir kurbağa değildi o. Rüzgârda sallanan havluları tutmaya çalışan eski tahta bir mandal da değildi. Ne güneye gitmişti ne de herhangi bir kitap okumuştu. Aşık olmamıştı hiç. En azından bizim anladığımız anlamda. Tuşlarına vurduğunda siyah yerine kırmızı yazan ve şeridi parçalanmış bir daktilodan haberi yoktu. Varsa da bunu bir sır gibi gizliyor olmalıydı. Bir adı yoktu, herhangi bir şekli de.

Sokağa çıkarken her zaman yaptığı gibi gömlek cebime girdi. Orayı seviyordu sanırım. Ben de onun gömlek cebimde olmasından rahatsız olmuyordum.

Kırlangıç Sokağı’nın en uyumlu çiftiydik ve kimsenin ondan haberi yoktu. Bazen benim bile. Belki misket oynayan ufak bir velet bir an için gömlek cebimin parıldamasının canlı olduğunu düşünebilirdi. Ama o velet arka bahçeye inen yeşil vücutlu, aptal bakışlı uzaylıları görseydi bile ona kimse inanmazdı. Canlı bir gömlek cebi mi? Hadi ordan! Buna kendi bile inanmıyordu. Kimseyi inandıramayacağın şeylere inanmayı neden sürdüresin ki? Sosyalleşme böyle bir şeydi işte. Ya da o yaz Kırlangıç Sokak’ta ben böyle düşünmüştüm.

Bakkala girdim ve bir kola istedim. Sokağın ihtiyar bakkalı çok yavaş hareket ederdi. Kolayı bana vermesi ve parayı alması beş dakika kadar sürdü. Aceleniz varsa bu durum sinirlerinizi bozabilir. Ama benim hiç acelem yoktu ve onu izlemekten büyük keyif alıyordum. Parayı aldığında ona oymalı ceviz bir sandığın içindeki tozlu siyah beyaz bir resmin içinden bakar gibi baktı. Para o resimdeki adam için zaman tünelinin ötesinde bilinmeyen bir yaşamdı. Çıkarken “İyi günler!” dedim, o da sandıktan çıkıp bakkal dükkânına geri döndü.

Buz gibi kola şişem elimde, tepemde alev alev güneş, sokaktan aşağı yürürken mesut biriydim. Bugün Kırlangıç Sokak, o bakkal ve diğer herşey çok uzakta. Gömlek cebimde adsız ve biçimsiz varlıklar taşımıyorum. Kola şişelerinin de klasik biçimi değişti. Yeni şişelere sandığın içinden bakıyorum ben. İhtiyar bakkal tahtalıköyde olmalı. Herşey değişiyor. Uzaylılar da yeşil vücutlu ve aptal bakışlı değil.

O gün top sahasının kenarına oturmuş, çocukları izlerken resmin yırtılan bir köşesinden fırlayan bir top dosdoğru üzerime gelmiş ve kolamı dökmüştü. Tabii ki gömleğimin üzerine. Birilerinin canı kola çekmiş olmalıydı. Onca zaman sonra bunu anımsıyorum ve o zaman bu gerçeğin farkında olduğumu hiç sanmıyorum. Üzgünüm.

İnan Mayıs Aru
Çizim: Mali Fischer

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir