Nataraja

Shiva Nataraja

“Şu imgeye bir bakın. Bakın nasıl nefes alıp veriyor, nasıl atıyor nabzı, nasıl da ışıl ışıl ışıldıyor. Zaman içre ve zamanın ötesinde ebediyen ve ebedi şimdide dans ediyor. Tüm âlemlerde aynı anda dans ediyor. Bakın ona. Daha yakından bakın. Daha da yakından bakın.

Tüm âlemlerde aynı anda dans ediyor. Tüm âlemlerde. Ve hepsinden evvel de şu maddi âlemde. İçerisinde dans ettiği, ateş sembolleriyle çevrili geniş yuvarlak haleye bakın. O Doğa’yı temsil ediyor, cisim ve enerji âlemini. Onun içerisinde, Şiva Nataraja, sonsuz oluş ve yok oluş dansını ediyor. Onun meşgalesi, kozmik oyunu bu. Oyun aşkına oyun oynamak, tıpkı bir çocuk gibi. Ancak bu çocuk, Şeylerin Düzeni’nin ta kendisi. Oyuncakları galaksiler, oyun alanı sonsuz uzay ve her bir parmağının arasındaki mesafe binlerce ışık yılı. Bakın ona, nasıl duruyor mihrabında. Bu insan yapısı bir imge, hepi topu bir metre boyunda bakır bir nesne. Oysa Şiva Nataraja tüm evreni kaplıyor, evrenin ta kendisi o. Gözünüzü kapayıp gecenin yücelerine uzandığını görün onun, enginlere gerilen o kollarını, sonsuzca uçuşan o saçlarını izleyin. Yıldızların ve atomların içinde oynuyor Nataraja. Ama bir yandan tüm canlıların, tüm duyarlı varlıkların, her çocuğun, her adamın ve her kadının içinde de oynuyor. Oyun aşkına oynuyor.

Oysa bu oyun alanı bilinçli, dans pisti acı çekmeye müsait. Bu amaçsız oyun, bize kötü muamele gibi geliyor. Bizim istediğimiz yarattığını yok etmeyen bir Tanrı. Ya da acı ve ölüm olacaksa bile bunları adil bir Tanrı dağıtsın, kötüleri cezalandırsın, iyileri de ebedi bir saadetle mükâfatlandırsın istiyoruz. Ama gerçekte iyilerin canı yanıyor, masumlar acı çekiyor. Madem öyle bari Tanrı halden anlasın da bir teselli versin. Ama yok, Nataraja’nın tek yaptığı dans etmek. O oynarken ne ölümü kayırıyor ne yaşamı, ne kötülükleri ne iyilikleri. En üstteki sağ elinde yokluktan var ediş davulunu tutuyor, güm-be-de-güm-güm – yaratılış kudümü, kozmik uyanış çağrısı. Ama bir de en üstteki sol eline bakın. Yaratılan her ne varsa hemen yok eden ateşi savuruyor. Bir öyle dans ediyor – aman ne mutluluk! Bir böyle dans ediyor – ah ki acı, korkuların en korkuncu ve harabat. Sonra hoplayıp, zıplayıp, sıçrıyor. Kusursuz sağlığa hopluyor. Kanser ve ihtiyarlığa zıplıyor. Yaşam dolu oluştan hiçliğe sıçrıyor ve hiçlikten yeniden yaşama. Nataraja için tüm bunlar bir oyundan ibaret ve bu oyun sırf oyun oynamak için oynanıyor, ebediyen amaçsız. Dans ediyor çünkü dans ediyor ve dansı onun maha-sukhası, sonsuz ve ebedi saadeti. Ebedi saadet.

Ebedi saadet ha? Biz saadet falan bilmiyoruz, tek bildiğimiz mutluluk ve dehşet arasında süren bir salınım ve acılarımızın da hazlarımız kadar, ölümümüzün de yaşamamız kadar Nataraja’nın dansının bir parçası olduğu düşüncesinin verdiği haksızlık duygusu. Bunu sakince bir düşünmeli.

Acı ve hastalık, yaşlılık, düşkünlük ve ölüm. Size acıyı gösteriyorum. Fakat Buda’nın bize tek gösterdiği şey bu değildi. Bize acıya son vermeyi de gösterdi.

Gözünüzü açın ve şu mihraptaki Nataraja’ya bakın. Yakından bakın. Az önce de gördüğünüz gibi sağ üst elinde âlemi varlığa çağıran davulu tutuyor ve sol üst elinde ise yıkım ateşini taşıyor. Yaşam ve ölüm, düzen ve dağılma, kayırmasızca. Bir de Şiva’nın diğer ellerine bakın şimdi. Alt sağ el havaya kalkık ve avucu yukarı dönük. Bu jest ne demek peki? ‘Korkmayın, her şey yolunda,’ demek. Ama aklı başında birinin korkmaması mümkün mü? Kötülük ve acı varken nasıl her şey yolunda olabilir?

Nataraja’nın cevabı hazır. Şimdi sol alt eline bakın. Ayaklarına işaret ediyor. Peki, ayakları ne yapıyor? Yakından bakarsanız sağ ayağının insanlık dışı, küçük ve korkunç bir yaratığın üstüne kuvvetlice bastığını görürsünüz – Mulayaka adlı ifrit. Cüce de olsa kötücüllükte son derece yaman olan Mulayaka cehaletin vücut bulmuş hali, hırslı ve tahakküm edici benliğin tezahürüdür. Basın üstüne, kırın belini! Nataraja da öyle yapıyor işte. Küçük canavarı sağ ayağının altında eziyor. Ama dikkat edin, parmağıyla işaret ettiği bu canavarı ezen sağ ayağı değil, sol ayağı, dansı esnasında havaya kaldırmak üzere olduğu ayağı. Peki, neden bu ayağa işaret ediyor? Niye? O havaya kalkan ayak, o yerçekimine meydan okuyan dans – işte bu kurtuluşun, mokshanın, hürriyetin sembolüdür. Nataraja tüm âlemlerde aynı anda dans etmektedir – fizik ve kimya âleminde, gündelik işler âleminde, alabildiğine-insan âleminde ve son olarak Öylecelik, Zihin, Saf Işık âleminde…”

Aldous Huxley (Ada kitabından)
Çeviren: İnan Mayıs Aru
(Kitabın tamamını Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan Seniha Akar çevirisiyle okuyabilirsiniz, enfes bir Budist ütopyadır.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir