Kuşların Yargısı

Yaşamdan yana tavır koyan bir yargı görmüştüm ve bu yargıyı verenler insanlar değildi. Kafeslerdeki kuşlara bakanlar ya da diğer zihinleri bizim zihnimize ne kadar yakın olduğu üzerinden ölçenler buna aldırmayabilir. Bu geçmiş günlerimden kalma, çağıldayan sular ve yeşil yapraklar arasında geçen bir hikâye. Yüz yaşıma kadar yaşasam da bir daha böyle bir şeye tanık olacağımı ya da milyonda bir insanın bile böyle bir şey görmüş olacağını sanmam çünkü insan böylesi sessizlikler içerisinde davetsiz bir misafirdir. Doğru ışık denk gelmiş olmalı ve gözlemci görünmemelidir. Kimse böyle bir deney kurgulayamaz. Ne gördüysen ancak şans eseridir.

Dağdan iniyordum, yarım gün boyunca eğrelti otları ve çam iğneleri arasında güç bela yol almış ve ormanın içinde, eğri büğrü bir dalın tam ortasında uzandığı küçük bir açıklıkta, sırtımı bir ağaç kütüğüne dayayıp, biraz soluklanmak üzere oturmuştum. Şans eseri açıklığı net bir biçimde görmeme rağmen kendim görünmeyecek bir noktadaydım.

Güneş ısıtıyordu ve ormanın mırıltıları arasında uykuya daldım. Açıklıkta kopan gürültü ve kargaşanın belli belirsiz farkına vararak uyandığımda gün ışığı çamlar arasından öyle bir sızıyordu ki bu minik kayran muazzam bir katedral gibi görünüyordu. Uzun ışık huzmeleri içerisinde ağaç polenlerinin toz zerreciklerini seçebiliyordum ve hemen oracıkta, açıklığa uzanan eğri dalın üzerinde, gagasında kıpkırmızı ve kımıl kımıl kıvranan bir yavru kuşla, kocaman bir kuzgun duruyordu.

Beni uyandıran ses, açıklığın üstünde çaresizce daireler çizip duran yavru kuşun ailesinin öfkeli çığlıklarıydı. Parlak kara canavarın onlara aldırdığı yoktu. Yutkundu, gagasını dala sürterek temizledi ve öylece durdu. O ana dek bu minik trajedi olağan seyrinde gitmişti. Fakat ansızın, ağaçların arasında her yerden usul usul bir şikâyet sesi yükselmeye başladı. O küçümen ebeveynlerin acı dolu çığlıkları karşısında açıklığa bir düzine farklı türden bir sürü küçük kuş toplaşmıştı.

Hiç biri kuzguna saldırmaya kalkışmadı. Ama sevdiğini yitirmişler ve yitirmemişler bir arada, içgüdüsel ortak bir acı içinde çığlıklar attılar. Kayran onların usul usul kanat çırpışları ve çığlıklarıyla dolmuştu. Kanatlarını sanki katili işaret edermişçesine çırpıyorlardı. Hepsinin bildiği ve kuzgunun ihlal ettiği muğlak ve soyut bir etik söz konusuydu. O bir ölüm kuşuydu.

O ise, katil, yaşamın orta yerine çökmüş kara kuş, ışığın altında parıldayarak duruyordu; yenilmez, sarsılmaz, kaygısız, dokunulmaz.

İç çekişler kesildi. İşte o an yargıyı gördüm. Bu ölüme karşı yaşamın yargısıydı. Bir daha böylesine güçlü bir ifadesini asla görmeyecektim. Böylesine trajik bir biçimde ağdalanan notalarla asla işitmeyecektim. Çünkü orada, protestonun orta yerinde, yaşanan şiddeti unutuverdiler. Açıklığın ortasında bir ötücü serçenin berrak sesi sessizliğin ortasında tereddütle yükseldi. Ve ardından acı dolu bir kanat çırpışla şarkıyı bir diğeri devraldı ve şarkı bir kuştan diğerine geçmeye başladı, başta tereddütle, sanki şeytani bir şey yavaşça unutuluyormuşçasına. Ta ki kendilerini kaptırıp, kuşlar nasıl neşeyle şakırsa hep bir ağızdan öyle ötmeye başlayana dek. Kuzgunun tekinsiz gölgesi altında şarkılarını söylediler. Yalın hakikat içerisinde kuzgunu unutmuşlardı zira onlar yaşamın şarkıcılarıydı, ölümün değil.

Loren Eiseley
Çeviren: İnan Mayıs Aru

Yazıyı Paylaşın