Karnaval

Müzikli, danslı, meşaleli, pantomimli, oyunlu, ziyafetli ve taşkınlıklarla dolu kutlamalar her zaman için topluluk yaşantısının merkezinde yer almıştır ta ki büyük çaplı medeniyet iddiaları umumi neşenin üzerini don gibi örtene dek.

Açıkçası, Batı’da karnavalın düşüşü kırsal merkezli bir kültürden kent merkezli bir kültüre geçişle birlikte oldu. Bunun pek çok nedeni vardı. Kapitalizmin ilk zamanlarında ağırbaşlı bir mizaç teşvik ediliyor ve insanların Pazartesi sabahı işe gelmeleri bekleniyordu. Bazı karnavallar kontrolden çıkıp ayaklanma ve isyanların hareket noktası olabiliyordu: Robin Hood’un kariyeri bir karnaval kralı olarak başlamıştı; Robert ‘Ben’ Kett’in 1549’daki isyanı Wyomondham’da St. Thomas à Becket festivalinde başlamıştı. Ateşli silahların icat edilmesinin de önemli etkileri oldu: bu pervasız bir güruhu daha da tehlikeli kılıyordu elbette ama ondan da önemlisi, özellikle de ordularda, bir disiplin ihtiyacını beraberinde getiriyordu. Misket tüfeğinin doldurulması ve ateşlenmesi karmaşık bir işlemdir; peş peşe bir dizi hareket gerektirir – Oranj Prensi Maurice’in askeri eğitim programına göre 43 hareket – ve bunların her biri de tam tamına, süratle ve (yeri geldiğinde) ateş altındayken yapılabilmelidir. Disiplin kritik bir önem kazanır: gerek ordular gerekse de ticaret açısından iyi bir şey olan ağırbaşlı yurttaşlık kendinin farkında olmayı ve öz-denetimi gerekli kılar ve karnavalın düşüncesiz taşkınlığında kaybolur.

Karnaval zapturapt altına alındı ve bu ciddi bir kayıp. Modern piyasa ekonomisi oyun yoksunluğundan mustarip. Sporlar içerisinde zayıflamış olarak mevcut olsa da, orada da kazanma hedefi giderek etkinleştirici mitin yerini alarak oyunun esas amacı sayılıyor. Güven, sosyal sermaye ve patavatsız ve hakaret içeren mizah gibi kültürel servetler azaldığında oyun tehlikede demektir. Aşağılama ve itiş kakış günümüzde büyük ölçüde yasak sayılmaktadır; bir oyun oynama daveti reddedilmiş ya da yanlış anlaşılmışsa, bir şaka kötü sonuçlanmışsa bu utanılacak bir şey hatta bundan bile bin beter sayılmakta.

Bu da akla şu nahoş soruyu getiriyor: “Ne önemi var?” Şüphesiz bunun pek çok neticesi var ama bunlar arasında özellikle yalnızlık, sıkıntı, endişe ve depresyonu sayabiliriz; bir toplum daha az eğlenceliyse o toplum içerisindeki eşitsizlikler daha fazla hınca neden olacaktır. Diğer insanların yüzeyin altında yatan kıpır kıpır canlılığını sürekli hatırlatacak bir şey kalmaz; yerel topluluk nüfuzunu yitirir ve bir kahkaha kaynağı olarak daha az işitilir, daha az görülür, daha cansız ve daha bereketsiz bir hal alır. Barbara Ehrenreich karnavalın yok oluşunun 17. yüzyılda adeta bir salgın hastalık boyutunda yayılan depresyon farkındalığıyla bir ilişkisi olup olmadığı sorusunu sorar. Ondan önce de, şüphesiz, acı ve keder gibi karanlık duygular mevcuttu peki ama yalnızlık ve endişe…? Temas yoksunluğu (dokunulmamanın verdiği hüzün)…? Partinin sona ermiş olması hissi…?

Homer bize, Sirenlerle karşılaşma anında kadim rüyalar diyarının nasıl da Odise ve tayfasını ayartmak için pusuda beklediğini anlatır; Sirenlerin efsunlu şarkıları duyan herkesi ölümün kucağına çekmekte ve cesetleri Sirenlerin oturduğu çayırların üstündeki çürüyen kemik yığınına eklenmektedir. Aeaea adasında yaşayan bir tanrıça olan hanımı Kirke’nin öğüdüne uyan Odise tayfasının kulaklarını balmumuyla tıkar ki Sirenlerin şarkısını duyamayacakları için esas işleri olan kürek çekmeyi bırakmasınlar. Kendisiniyse sıkıca gemi direğine bağlatır ve böylece Kirke’nin dediği gibi “keyifle” Sirenlerin şarkısını dinlerken karşı konulmaz bir biçimde onların büyüsüne kapılmaktan da kurtulacaktır. Bu mit hakkında pek çok yorum mevcut ancak bunlardan biri sanattan kesin bir kopuşa işaret ediyor: bir zamanlar kendisini işitenleri, kurtulamayacakları biçimde esir alan kadim mitin sesleri artık akla yatkın hale getirilip medenileşmiş, bir konsere indirgenmiştir; kadınlar korosundan oluşan bir Helenik müzik akşamında şarkının ardında yatan yerel efsaneyi anlatan bir Yunanca profesörü.

Böyle bakınca sanat (bu örnekte müzik) ve politika arasındaki ilişkinin kırılma noktasını da görebiliyoruz: artık tek yapmanız gereken biletinizi satın almak, bir saat kadar sanat izleyicisi olmak ve sonra evinize dönüp bitki çayınızı içtikten sonra yatağa gitmek.

David Fleming
Çeviren: İnan Mayıs Aru

Bu pasaj, ekoloji düşünürü, İngiliz Yeşilleri’nin kurucularından ve Petrol Zirvesi’ni ilk gündeme getirenlerden, ilham verici fikir insanı David Fleming’in hazırladığı sıra dışı bir sözlük olan Lean Logic: A Dictionary For The Future and How To Survive It’ten alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir