Kaliforniya’da Dinin Kısa Bir Tarihi

30 x 48 Three Deer Mountains Trees

Konuya girmenin tek bir yolu var: Çayırda geyikleri gördük. Geyikler yavaşça daire çizdi ve sonra dairenin dışına çıkarak ağaçlara doğru gitti.

Çayırda üç geyik vardı ve biz de üç insandık. Ben, bir arkadaşım ve üç buçuk yaşındaki kızım. “Geyiklere bak,” diyerek elimle geyiklerin olduğu tarafı gösterdim.

Ön koltukta kucağımda oturan kızım “Geyiklere bak! Orada! Orada!” derken sarsıldı. Geyiklerden ona ufak bir elektrik akımı gelmişti. Üç küçük gri baraj, toynaklı bir TVA’yı [1] kutlayarak ağaçlara doğru uzaklaştı.

Yosemite’deki kampımıza dönerken kızım geyikler hakkında konuştu durdu. “O geyikler ne de yamandı,” dedi. “Bir geyik olmak isterdim.”

Kamp alanımıza geldiğimizde girişte dikilmiş bize bakan üç geyik vardı. Aynı geyiklerdi ya da başka üç geyikti.

“Geyiklere bak!” ve yine aynı elektrik sarsıntısını hissettim; belki bir düzine Noel ağacı ışığını yakmaya ya da bir vantilatörü bir dakika çalıştırmaya ya da yarım dilim ekmeği kızartmaya yetecek kadar.

Geyik hızında kampa doğru sürerken geyikler de aracın hemen arkasından takip ettiler. Arabadan çıktığımızda geyikler oradaydı. Kızım onların peşinden koştu. Vay canına! Geyikler!

Bense onu sakinleştirdim. “Bekle,” dedim. “Bırak Babacık elini tutsun.” Onları korkutmasını ya da panikle ona doğru koşup onu yaralamalarını istemiyordum ki bu aslında pek de olacak iş değil.

Geyikleri kısa bir süre takip ettik ve sonra durup nehri geçişlerini seyrettik. Nehir sığdı ve geyikler tam ortasında durup üç ayrı yöne baktılar.

Kızım bir süre hiçbir şey demeden onları izledi. Ne de sakin ve güzel görünüyorlardı ve sonra kızım şöyle dedi: “Babacım, geyiğin başını çıkarıp benim başıma tak. Geyiğin ayaklarını çıkarıp benim ayaklarıma tak. Ben de geyik olayım.”

Geyikler ayrı yönlere bakmayı bıraktı. Hepsi de nehrin karşısında ağaçların arasında tek bir yöne baktı ve sonra o ağaçların arasına daldılar.

Ertesi gün Pazar olduğu için hemen yanımızda kamp kuran bir grup Hıristiyan vardı. Uzun tahta bir masada oturmuş yirmi otuz kadar kişiydiler. Biz çadırımızı sökerken onlar ilahiler okuyordu.

Kızım pür dikkat onları seyrettikten sonra, şarkı söylemeye devam ederken onları gözetlemek için bir ağacın arkasına geçti. Onlara liderlik eden bir adam vardı. Ellerini havada sallıyordu. Muhtemelen o sırada vaizleriydi.

Kızım pür dikkat onları seyrettikten sonra ağacın arkasından çıkıp yavaşça ilerledi ve vaizin tam arkasında durarak başını kaldırıp ona baktı. Vaiz orada bir başına dikiliyordu ve kızım da orada onunla bir başına dikiliyordu.

Metal çadır çubuklarını zeminden çıkarıp düzgün bir yığın halinde topladım ve sonra çadırı katlayıp çubukların yanına koydum.

Sonra Hıristiyan kadınlardan biri uzun masadan ayağa kalkıp kızıma doğru yürüdü. Ben olup biteni izliyordum. Kadın kızıma bir parça kek verdi ve oturup şarkıları dinlemek isteyip istemediğini sordu. İsa’nın onlar için bir iyilik yapması hakkında bir şarkı söylemekle meşguldüler.

Kızım başını evet anlamında sallayıp yere oturdu. Keki kucağında tutuyordu. Orada beş dakika oturdu. Kekten bir ısırık bile almadı.

Şimdi Meryem ve Yusuf’un yaptığı bir şeyler hakkında bir şarkı söylüyorlardı. Şarkıda kış vaktiydi ve soğuktu ve ahırda samanlar vardı. Güzel kokuyordu.

Kızım beş dakika kadar dinledikten sonra ayağa kalktı “Biz Doğunun Üç Kralı”nın tam ortasında el sallayarak veda etti ve elinde kekle geri geldi.

“Eee, nasıldı?” dedim.

“Şarkı söylüyorlar,” dedi eliyle şarkı söylediklerini göstererek.

“Kek nasıl?” dedim.

“Bilmiyorum,” deyip keki yere attı. “Kahvaltı ettim zaten.” Kek orada kalakaldı.

Üç geyiği ve şarkı söyleyen Hıristiyanları düşündüm. Keke ve geyiklerin bir gün evvel geçtiği nehre baktım.

Kek yerde küçücük duruyordu. Su kayaların üstünden akıyordu. Muhtemelen bir kuş ya da bir hayvan daha sonra keki yiyecek ve sonra nehre gidip su içecekti.

Aklıma önemsiz bir şey geldi ve elimden başka türlüsü gelmezdi: bu beni memnun etti, ben de kollarımı bir ağaca doladım ve yanağım ağacın tatlı kabuğuna yelken açıp, kısa bir süre dinginliğin içinde süzüldü.

Richard Brautigan
Çeviren: İnan Mayıs Aru

[1] Tennessee Valley Authority (Tennessee Vadisi İdaresi): Tennessee Nehri’ni geliştirerek barajlar ve rezervuarlar yapmak suretiyle Tennessee Vadisi’nde taşkın ve selleri kontrol etmek ve ekonomik elektrik enerjisi sağlamak için 1933 yılında oluşturulan ABD federal kurumu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir