Illuminati

universos1

AFGANİSTAN, M.S. 1100: Dağın İhtiyar Adamı, Suikastçıların Büyük Üstadı, Nur Kardeşlerinin Lordu, İslam’ın İsmailiye tarikatının peygamberi, Ağa Hanlar silsilesinin ilki Hasan  Sabbah, tüm bu meziyetlerinin yanı sıra sır gibi sakladığı zaman-tesirli kapsüllerin de mucidiydi.

Akşam yemeğinde kendisine eşlik eden iki delikanlıya bakan soylu Lord Hasan “Onları bahçeye götürün,” dedi. Hizmetkârlar aldıkları emre hemen itaat ettiler ve delikanlılar da mışıl mışıl uyudukları için itiraz edecek halde değillerdi. Yemeklerine katılmış zaman-tesirli kapsüllerden kanlarına yüksek dozda afyon zerk olunduğu için delikanlılar bilinçlerini tamamen yitirmiş haldeydiler ve olan bitenin farkında bile değillerdi.

Resmi olarak “Hazlar Bahçesi” diye bilinen bahçe yüzlerce dönüm büyüklüğündeydi. Burada adaylar Suikastçılar Tarikatı’na kabul için hazırlanırlardı: ileride tarihin en korkulan ve efsanevi profesyonel katilleri olarak bilineceklerdi. Ancak gene burada, bu bahçede, Nur Kardeşliğine, İlluminati’ye kabul edilecek adaylar da hazırlanırdı. Adayların hazırlık süreci aslında aynıydı. Kendileri bilmeksizin, hangi tarikata gireceklerini kendileri seçerlerdi – politik Suikastçılar ya da mistik İlluminati.

İki delikanlı da Hazlar Bahçesi’ne taşındı ve birbirinden onlarca dönüm uzağa bırakıldılar. Kısa bir süre sonra zaman-tesirli kapsülün ikinci aşaması faaliyete geçmişti; kanlarına kokain zerk olunuyor ve bu da afyon uyuşukluğuna galebe çalarak delikanlıları kudret ve haz dolu bir uyanıklığa sevk ediyordu. Tam uyandıkları esnada kanlarına esrar da zerk olunmaya başlandı ki çevrelerindeki her şeyi fevkalade bir berraklıkla görebilsinler; şimdi tüm renkler adeta mücevherler gibi parlak ve ilahi bir güzellikteydi. Son derece güzel bir grup genç hanım – Kahire’nin en pahalı kerhanesinden getirtilmişlerdi – her bir delikanlının çevresinde halka olmuş oturuyor, ut ve daha başka türlü türlü hoş nağmeli Doğu çalgıları çalıyorlardı. Uykularından uyanan adamlar hayretle etraflarına bakınırken bu hanımlar “Cennete hoş geldiniz,” diye bir şarkı söylüyorlardı. “Mübarek Lord Hasan’ın sihriyle, diri diri Cennet’e girdiniz işte.” Bir yandan da delikanlıları daha önce hiç görmedikleri “cennet elmaları”yla (portakallarla) besliyorlar ve onlara Afganistan’da her tarafta görülen hayvanlardan çok daha dikkat çekici görünen cennet hayvanlarını gösteriyorlardı (bunların bazıları ta Japonya’dan getirtilmişti).

“Burası sahiden de cennet!” diye haykırdı ilk delikanlı kendinden geçmiş bir halde. “Allah’ım sen büyüksün, âlim Lord Hasan Sabbah sen büyüksün!”

Ancak yirmi dönüm kadar ötede, benzer hoş hanımlar ve diğer güzelliklerle çevrili ikinci delikanlı sadece etrafına bir göz attı, memnuniyetle gülümsedi ve bir şey demedi.

Sonra, her iki tarafta da Cennet’in hurileri, Kuran’da vaat edildiği gibi dans etmeye başladılar ve dans ederlerken yedi peçelerinin her birini de birer birer çıkarttılar. Peçeler düşerken kapsüllerden daha da fazla esrar zerk olunuyordu ve delikanlılar daha bir berrak görüyor, daha yoğun hissediyor, dünyevi hayatlarında tanımadıkları bir güzellik ve cinsel haz tecrübe ediyorlardı.

Sonra her iki delikanlı da Cennet’in güzelliği ve harikaları karşısında mest olmuş bir halde otururken huriler danslarını bitirdi ve olanca çıplaklıkları ve görkemleriyle rüzgârda savrulan çiçekler gibi bir salkım halinde delikanlıların üstüne koştular. Kimi, adaylardan birinin ayaklarına kapanıp ayak bileklerini öperken, kimi de dizlerini ya da uyluklarını öpüyor, biri kendini kaybetmiş bir halde kamışını emiyor, diğerleri göğsünü, kollarını, bacaklarını öpüyor, bir kaçı da gözlerini, ağzını ve kulaklarını öpüyordu. Delikanlı bu esrarla körüklenmiş aşk heyelanında boğulurken, kamışına abanmış olan kız, ta ki delikanlı ağzına tek bir kar tanesi gibi yumuşacık, usulca ve mutlulukla boşalana dek emdi, emdi ve emdi.

Kısa bir süre sonra artık kanlarına esrar değil giderek artan dozda afyon zerk olunuyordu. Genç adaylar yeniden uykuya daldılar ve o uyuşukluk halinde Hazlar Bahçesi’nden alınıp yeniden Lord Hasan’ın ziyafet sofrasına getirildiler.

Orada uyandılar. “Hakikatten de,” diye haykırdı ilki “aynen mukaddes Kuran’da anlatıldığı gibi Cennet’in tüm görkemini kendi gözlerimle gördüm. Artık hiçbir şüphem kalmadı. Bundan böyle Hasan Sabbah’a babama bile göstermediğim itimadı, sevgiyi ve hizmeti göstereceğim.”

“Suikastçılar Tarikatı’na kabul edildin,” dedi müşfik Lord Hasan olanca ciddiyeti ve vakarıyla.

“Tarikattaki üstünle tanışmak için derhal Yeşil Oda’ya geç.”

İlk aday odadan ayrıldığında Hasan ikinciye dönüp sordu: “Ya sen?”

“Ben evrenin en büyük hazinesini keşfettim,” dedi ikinci aday sadece, “kendi zihnimi.”

Hassan Sabbah’ın yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. “Illuminati Tarikatı’na hoş geldin” dedi.

Robert Anton Wilson (Sex Magicians kitabından)
Çeviren: İnan Mayıs Aru

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir