Farz Et Ki Bir Nehirsin

Farz et ki bir nehirsin. Farz et ki incecik – öylesine nazik – düşen çiysin ki suyla hava adeta bir olmuş. Bardaktan boşanırcasına yağan, yere çarpıp çukurlar açan birikintiler yapan yağmursun. Bu suyu bağrına basan, ona doyan, içine alıp derinlerine taşıyan topraksın. Suların toplaştığı, aktığı, daha da başka sularla buluşup göletler ve boşluklar, oyuklar, kanallar boyunca ağır ağır devindiği çatlaklar ve yarıklarsın. Süzülen ya da olduğu yerde duran suyun sesi ve sessizliğisin. Islak ve kurunun buluşması, katıların çözündüğü sıvıların katılaştığı sıvı ve katının birliğisin. Suyu damarlar boyunca iten basınçsın. Yeryüzünden fışkırıp dolu dizgin akan susun.

Kayaların arasında minik bir göletsin. Taşıyorsun ve senin gibi devinip duran ötekilere katılmanın bir yolunu buluyorsun. Su yüzeyindeki havasın, bir cismi olanla olmayanın kavuşmasısın, altla üstün, ağırlığı olanla olmayanın birliğisin. Dalgacıksın, ivinti yerisin, çavlansın suyu havaya, havayı suya katan. Yere çöken buğusun. O buğuyu içen bitkilersin ve onları ısıtıp besleyen güneşsin.

Balıkları yiyen toprağı yiyen bitkileri yiyen böcekleri yiyen bir balıksın. Nehir boyunca akan balık olan böcek olan bitki olan toprak olan balıksın.

Tüm nehirler ve daha fazlası olan yeni bir nehir olmak üzere diğer nehirlerle birleşen nehirsin.

Sen nehirsin. Sıvının katıya döndüğü kıyılarda durmazsın. Göğe ve toprağa erersin. Su kayaların arasında devinir, nehirlerin birlikte hareket ettiği ivedi akıştan uzakta göletler meydana getirir, yer altının derinliklerindeki durgun sulara karışmak üzere aşağı süzülür, uyuyan ve uyanan ve uyuyan ve kendileri de nehir olan taşlarla oynaşan sular.

Sen nehirsin, gençlik günlerinden beri tanıdığın, senin kendini onlara verdiğin gibi kendilerini sana veren dağlarla evlisin. İçine gömüldüğün kanyonlarsın, her yıl bir öncekinden de derin. Sana devrilen ağaçlarını sunan ormanlarsın ve basıp da beslediğin çayırlarsın seni kendi meyveleriyle, balıkların kaptığı yüzeyinde uçuşan minik böceklerle besleyen ki o balıklar da çayırı besler yine bedenleriyle.

Sen okyanusu besleyen nehirsin ağzına girip çıkan gelgiti, tatlı ve tuzluyu karıştıran dalgaları hisseden. Sen bu oynaşıp durmalarsın. Bu sensin. Olup olduğun buydu her daim.

Sen nehirsin. Volkanlarla ve buzullarla yaşadın. Lav ve buz set çekti önüne. Altlarında sen akarken kendi ormanlarını kurabilecek kadar iri ve yaşlı kütükleri taşıdın. Kuraklıklar ve seller atlattın.

Sen nehirsin. Somonları özledin. Mersinbalıklarını özledin. Okyanusu özledin. Çayırları özledin. Ormanları özledin. Kunduzları ve susamurlarını ve boz ayıları özledin. İnsanları özledin.

Sen nehirsin. Onları geri istiyorsun. Mersinbalıkları tarafından gıdıklanmayı, somonlar tarafından dürtülmeyi istiyorsun. Okyanusa besin ve toprak taşımak istiyorsun. Bir zamanlar olduğu gibi çayırları kaplamak istiyorsun ve kendini onlara vermeyi, onların da kendilerini sana vermesini istiyorsun, hep yaptığın gibi, hep yaptıkları gibi.

* * *

İki hafta önce buranın biraz güneyindeki Klamath Nehri yıllardır gördüğü en büyük somon ve çelikbaş (okyanusa açılan gökkuşağı alabalığı) akınını görmüş. Biri bana “Üstlerinde yürüyerek nehrin karşısına geçebilirdin,” dedi. Tüm kültürü somon balığına bağlı olan bir Yurok yerlisiyle konuştuğumda bunu görmenin kendisine beyaz adam gelmeden önceki gerçek balık akınlarını hayal ettirdiğini söyledi. Mutlu olmuştum. Onları görmeye gidecektim.

Sonra başka bir telefon geldi. Balıklar ölüyordu, kıyıda üst üste yığılıyor ya da solungaçlarından kan gelerek ters dönüyorlardı. Arayan kişi, “Sakın gelme, bunu görmek istemezsin,” dedi.

Yurok Kabile Konseyi temsilcisi Walt Lara yerel bir gazeteye verdiği demeçte şöyle dedi: “Chinook somonu akını bütünüyle etkilenecek, belki yüzde 85 ya da 95 oranlarında. Biz burada konuşurken balıklar ölmeye devam ediyor. Daireler çizerek yüzüyorlar. Suda durduğunuzda bacaklarınıza çarpıyorlar. Ve ölenler güzelim, parlak kurşunî balıklar, döllenmiş balıklar değil.” Söylediğine göre nehrin her bir mili başına bin kadar ölü balık düşüyormuş.

Geçen yaz federal yönetim balıkların suya ihtiyaç duyduğuna dair yeterli kanıt olmadığını öne sürerek nehrin yatağını güney Oregon’un Klamath Havzası’ndaki (büyük teşvikler alan) çiftçilerin tarlalarına yöneltti. Klamath Nehri’nin suları şimdi somonlar için çok sıcak.

Uygarlığın hikâyesi bu işte. Bu kültür gezegeni öldürüyor.

Derrick Jensen (Endgame kitabından)
Çeviren: İnan Mayıs Aru
Çizim: Marcus Cline

Yazıyı Paylaşın