Eşik

eşik

Uzun zamandır bulutlara bakıp da onları nesnelere benzetmeyen birinin gözleriyle baktı ufka. Ufku da bir şeye benzetebildiği söylenemezdi. Zaten bu yüzden iskemleye oturmuş, bitsin diye sessizce bekliyordu. Sonra duydu:

“O kapıyı arama artık. Bir kere kapandı ve açılmayacak bir daha. Yeni kapılara yönel.”

Göğe bakıp gülümsedi. Şaşırmadı. Yalnızca gülümsedi. Uykudan yeni uyanan bir zihnin gülümseyişiyle. İskemleden kalktı ve az ileride önünde duran kapıya yöneldi. Kapıyı açtı, dışarı çıktı ve sonra kapıyı kapattı.

Bütün bunlar bir hayaldi tabii. O gökte uçan bir kırlangıçtı ve ne bulutları ne de ufku herhangi bir şeye benzetmesi gerekmezdi. Yalnızca, aşağıda, ovada oturan adamı hayal etti ve ona “Kapıyı artık arama,” dedi.

Ben kapının eşiğiydim. Hangi tarafta olduğumu hiç sormayın. Gökyüzünde bulut falan yoktu. Güneşli bir gündü yani.

Birkaç mil ötede göl kıyısında bir bebek ve çıplak ebeveynleri güneşli bir günde olması gerektiği gibi suyun içindelerdi. Bebek gölün kenarında, beline kadar suyun içinde oturmuş mırıldanıp kıkırdıyordu.

Adam ve kadın ise adamın kadının içine boşalıp boşalmaması gerektiğini konuşuyorlardı. İkisi de uzun zaman için yeni bir bebek istemiyordu. Adam son anda çatıya dalış yapıp yükselen bir kuş gibi ayrıldı kadından. Bebek üç tel saçını, komik parmaklarıyla şapırdattığı suyla ıslattı. Suyu seven bebekler böyle yapmazlar mı?

Az ileride park edilmiş kamyonetin yanında bir tavşan zıpladı ama üçü de onu görmediler. Bir buçuk saat sonra tuhaf, mistik bir deneyim yaşayacaklardı. Adam frene basıp kenara çektiğinde zihinlerinde yalnızca “tavşan” fikri olacaktı. Fakat ne adamla, ne kadınla ne de bebekle hiç tanışmadım. Onlar da yolda yatan adamı tanıma fırsatını hiçbir zaman bulamayacaklardı. Tanışsalar belki de birbirlerinden hoşlanırlardı. Ama adamın gözleri artık bırakın bulutları nesnelere benzetmeyi, tam baktığı noktadaki tekerleğe bile bir anlam vermeye yaramıyordu.

Akşam çökerken ovanın ortasındaki bir sandalyenin karşısında duran kapının etrafında bir tavşan zıplıyordu. Kapıyı hiçbir zaman açamazdı. Buna ihtiyacı da yoktu. Kapının üzerine tünemiş kırlangıcın da öyle…

İnan Mayıs Aru

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir