Gölge

Gece, dünyanın kendi üstüne düşen gölgesi,
ve gün ışığında gölgelerimiz
o büyük gölgeden ödünç alınma
kişisel gecelerimiz…

Yürüyorum güneşli ormanda.
Bir bulutun gecesi geçiyor içimden.
Sonra bir bulut,
bir bulut daha derken, dökülüyor gök.
Yağmur başlıyor.

Karaçamlar arasında bir
karacayla buluşuyor gözlerimiz.
O kendi yolunda ben kendi,
koşuyoruz yan yana.
Şiddetini arttırınca damlalar
gözden yitiyor o.
Bense koca bir çınarın gecesine sığınıyorum,
bir yanında bir şimşek utkunun derin izi.

Daha yeni duydum bir orman bekçisinden:
Hepten soyu tükenmemiş
bu dağlarda kurtların.
Orada bir yerde, sadece bekçinin bildiği bir kovukta
memesinde yavruları ile bir anne kurt uyuyor.
Baba kurdun gecesi mi beni izleyen?
Yürüyorum çok durmadan.

Dereçatında şır şır akıyor su
akkavakların arasından kıvrıla kıvrıla.
Görmüyorum, duyuyorum sincabın kaçışını,
kokusu burnumun direğini sızlatan
yapışkan andız otlarının dibine giriyor.
Güneşle toprak arasında, havada,
tez hareketli bir gece
şahinin silueti.

Ağlayan çamı geçiyorum akşam inerken.
Son ışıklarla parıldıyor gövdesinden
sel yatakları gibi akan kızıl sakız.
Çamın gecesi benim geceme
son bir kez değiyor ve
sonra tüm ayrımları kaldıran
büyük gölge geliyor.
Karaca, kurt, sincap, şahin
bulutlar, ağaçlar hepimiz
dünyanın gölgesine katıp gölgelerimizi
karşılıyoruz geceyi.

Ormandan çıkarken alaca baykuşun
tüyler ürperten hu-husuna karışıyor ıslığım.
Körfezin sularını görüyorum, karanlık.
Ay karası,
gölgenin gölgesi.

İnan Mayıs Aru

Bâtının Arıları – Mekânın Uyanışı

Bir mekân gönülde de bir yer tutar, bir ilişkidir.

Bohemya’da dolaşmaya başlayalı otuz yıldan fazla oldu – bu sayıyı yazmaya neredeyse korkuyorum, ne çok zaman geçmiş. O günlerde habire mineral topluyordum. Güçlü bir bulup sahip olma arzusu beni ufak taş ocaklarına ve oradan da eski galerilere sürüklüyordu. Burada bir kaçı neredeyse ölümle sonuçlanan tecrübelerimi aktarma niyetinde değilim. Kahramanca bir dönemdi ve bugün bunun temel gayesinin yeryüzüyle bir arada öğrenmek olduğunu düşünüyorum. Mineral toplarken dolaysız bir geri bildirim alırsınız – yarı sezgisel yarı tecrübeye dayalı bir biçimde yeni ya da uzun süredir unutulmuş bir yöre keşfettiğinizde keşfin kendisi size doğayla ne kadar iyi çalıştığınızı bizzat söyler.

On yıl boyunca mağaraları kazdım durdum. En sonunda artık taşlara sahip olmama gerek kalmamıştı, toprak elementiyle çepeçevre kuşatılmıştım. Yeni yeraltı mekânları aramak, bilgiyi ve hissiyatı sınamak açısından taşları aramaktan da iyiydi. Kille tanış oluyordunuz. Geri dönüp de o yıllara baktığımda, toprakla uğraşıp kayaların kaba saba temasını hissederek yeraltı imparatorluklarında dolanmanın son derece güçlü ve hiç de tatsız olmayan duygusunu anımsıyorum. Tekrar söyleyeceğim; tecrübelerden bahsetme niyetinde değilim, daha ziyade o günlerde ziyaret ettiğim ve çalıştığım ancak anlamaktan çok uzak olduğum yerler – örneğin Tobolsky Vrch’te insan kurbanlarının fırlatıldığı Ölüm Uçurumu gibi – üstüne hayretle kafa yoruyorum. Kavrayış kıtlığı tüm yıllarıma damgasını vuruyor ama neyse ki tecrübe, her ne kadar unutulmuş olsa da, yerli yerinde duruyor. Okumaya devam et

Afette İlk Kurtarılacak

 

Bu şiir kurtarılmalı
kendinden.
Yaşını başını almış.
Ölü kütükte sözcükler.
Nicedir
kârlı değiller.
Korumuş olursunuz
böylece onu
yenik düşmekten
kendi karanlık
beyhude güçlerine.

Burada kimi sözcükler
bin yıldan da yaşlı.

İşbirliği ettiler
başka yaratıklarla da
ve rüzgârla
söylendiler
ağaçların yaprakları
arasında.

Dile geldiklerinde
bu sözcükler
kadim bir ormandır.

Kimi sözcükler
söylenegelen
üretken değil artık.
Hakikat. Aşk.
Tüm türlere merhamet.
Hey–
çağırın teknisyenleri.
Hızara götürün şunları.

Ama hele bir söyleyin–
şu kelimeler arasında
insan irfanının
bir emaresi yok mu?
Ve aşağılarda bir yerde
bir tarla faresi kazıp durmuyor mu
Yeter – demeyi çoktan
unutmuş bir kültürün
çürüyen orman tabanını,
derinlerdeki anlamın peşinde.
Yaratmadığın ve
geri koyamayacağın şeyi
almaya kalkma.

Kan var burada.
Bir baykuş yiyor fareyi.
Yaşam var burada.
Bu sözcükler yeniden
ağaçların içine yerleşmiş.
Sözcüklerimizin başına
ne gelirse
ormanın da başına gelir.

Ormanın başına ne gelirse
bizim de
başımıza.
Yalanları kesmeliyiz
ağaçlardansa.

Jerry Martien
Çeviren: İnan Mayıs Aru

İlk Su Bedendir


Colorado Nehri, Birleşik Devletler’deki en büyük tehdit altında olan nehir—aynı zamanda benim bedenimin de bir parçası.

Ben bir nehir taşıyorum. O, bizzat benim: Aha Makav.

Bu bir metafor değil.

Bir Mojave, Inyech Aha Makavch ithuum, diyerek ismini söyler. Varoluşumuza dair bir hikaye anlatırız.  Nehir bedenimin orta yerinden akıyor.

Şimdiye dek her dizede nehir sözünü kullandım. Suyu israf etmek istemiyorum. Bedenimdeki nehri korumalıyım.

Gelecek dizelerde daha tutumlu olmaya çalışacağım. Okumaya devam et

Vicdani Retçi

Öleceğim tamam ama
tek yapacağım bu Ölüm için.
Atını ahırdan çıkardı, duyuyorum;
Zeminde nal seslerini duyuyorum.
Telaşlı; yapacak işleri var Küba’da,
Balkanlar’da, bu sabah bir sürü görüşme yapmalı.
Ama dizginleri ben tutmayacağım
o eyerini takarken.
Kendi başına binsin atına:
Ona koltuk çıkmayacağım.

Kamçısıyla omuzlarımı kırbaçlasa da,
Söylemeyeceğim tilkinin ne yana gittiğini.
Toynağını göğsüme dayasa da, söylemeyeceğim
zenci çocuğun bataklıkta gizlendiğini.
Öleceğim tamam ama tek yapacağım bu Ölüm için;
Onun maaş bordrosunda kaydım yok benim.

Ona dostlarımın yerini söyleyecek değilim
ne de düşmanlarımın.
Ne vaat ederse etsin bana,
Kimsenin kapısını tarif etmeyeceğim.
Canlıların arasında casus muyum ki ben,
insanları Ölüme teslim edeyim?
Kardeşim, anahtarı da planları da şehrimizin
güvende hep benimle, ben olmam asla sebebin.

Edna St. Vincent Millay
Çeviren: İnan Mayıs Aru

Büyük Aile İçin Niyaz

-bir Mohawk duasından-

Şükürler Olsun Yeryüzü Ana’ya, gece gündüz süzülüp duran
ve onun toprağına: zengin, nadir ve lâtif
öyle olsun zihinlerimizde.

Şükürler Olsun Bitkilere, güne bakan, ışık büken yaprak
ve incecik kök-saçlarıyla; kımıltısız duran rüzgârda
ve yağmurda; dansları çiçek açan spiral damarda
öyle olsun zihinlerimizde.

Şükürler Olsun Havaya, yüksekten uçan Ebabil’i ve şafakta
sessiz Baykuş’u taşıyan. Şarkımızın nefesi
arı duru can meltemi
öyle olsun zihinlerimizde.

Şükürler Olsun Yaban Varlıklara, sırlar, özgürlükler ve
yollar öğreten kardeşlerimize; sütlerini paylaşan bizimle;
benliği tam, cesur ve tetikte
öyle olsun zihinlerimizde.

Şükürler Olsun Suya: bulutlar, göller, nehirler, buzullar;
tutan ya da salan; her daim akıp duran
bedenlerimizde tuzlu denizlerde
öyle olsun zihinlerimizde.

Şükürler Olsun Güneşe: göz kamaştıran, titreşen ışığı sızar
ağaç gövdeleri, puslar, ılık mağaralar içine
ayılarla yılanların uyuduğu— bizi uyandıran o—
öyle olsun zihinlerimizde.

Şükürler Olsun Engin Göğe
Milyarlarca yıldız tutan— ve daha da ötesine uzanan—
tüm erklerin, fikirlerin ötesine
ve yine de içimizde—
Uzay Dede.
Eşidir Zihin onun
öyle olsun.

Gary Snyder
Çeviren: İnan Mayıs Aru
İllüstrasyon: Clayton Cannaday

Nuriye

Büyüyorsun erirken
çığ gibi değil
usulcacık bir göle dönen
bir damla yaş gibi, uykusunda
bir halkın gözünden akıttığı
ve açlığın doyuruyor uykuları.
Silkinir mi sandın bilmem
korkuyla sinmiş yüreklerimiz?
Yoksa bu sadece kimseden
sevdiklerinden, sevenlerinden bile
bir şey beklemeyen
bir düşün kendine imanı mı?
Git gide güzelleşiyorsun
tüm acıya rağmen
kocaman bir gülüş yüzün.
Cheshire kedisi gibi hani
koca bir tebessüm alıyor
yiten bedenin yerini.
İnanamıyorum sana, inanamıyorum
senin yürekli güzelliğin karşısında
kendi çaresizliğimize.
Uçuyorsun yatarken
kuş gibi değil
soğuk bir duş gibi uykularımıza,
uyanacak mıyız sahiden?

İnan Mayıs Aru
İllüstrasyon: Tarık Tolunay

Bahçedeki Yoldaşlar

İnsan havanın çiçeğinden başka bir şey değil, yerin tuttuğu, yıldızların lanetlediği, ölümün soluduğu; nefes ve bu ittifakın gölgesi, yükseltir bazen onu.

Dostluğumuz, güneşin has beyaz bulutu.

Dostluğumuz açık bir kabuk. Ayırmaz kendini yüreğimizin yiğitliklerinden.

Ruhun kökünden sökmeyip de yeniden ekerek koruyup kolladığı yerde, doğarım ben. İnsanlığın çocukluğunun başladığı yerde, severim.

Yirminci yüzyıl: erkekler hepten rezildi. Kadınlar ışıl ışıl ve aceleyle hareket ediyordu, bizim anca gözlerimizin erişebildiği bir çıkıntıda.

Bir güle yazgılıyım ben.

Yönetilemeyiz biz. Bize uygun tek efendi Şimşek’tir, kâh aydınlatır, kâh ikiye biçer bizi. Okumaya devam et

Kaybolan Türler Bahçesi

Kayıp Türleri Anma Günü

Zihnimin kuytu köşelerinde, çocukluk hatıraları raflarında, yerel korku hikayeleri bölümünde buluyorum “Andık”ı. Zaman zaman çıkarıp okuyorum bu hikayenin silik sayfalarını yeniden gündüz ya da gece düşlerimde. Ürperiyorum. Yanı başındaki rafta, yerel fantastik hikayeler arasında yer alan “Filler”e ve korsan maceralarının da bulunduğu raftaki “Ayıbalığı”na uzanıyorum hemen sonra, ensemde hissettiğim soğuk karıncalanmayı atlatmak ve birazcık gülümsemek için.

30 Kasım Uluslararası Kayıp Türleri Anma Günü’nü bir süredir ilgiyle takip ettiğim Dark Mountain Project’in sayfasından öğrendim. Dark Mountain uluslararası bir yazarlar, şairler, düşünürler, sanatçılar ağı; medeniyetin biyosferi yok eden gücü ve süregiden ekokırım karşısında ancak insanın yeryüzündeki yerini yeniden anlayıp anlamlandırarak ve yeni anlatılar örerek durabileceğimizi savunuyorlar.

Bu gün resmi bir anma günü değil ancak dünyanın dört bir tarafından sanatçılar ve aktivistler bulundukları yerlerde çeşitli etkinliklerle yok olan türleri anarak onların yasını tutuyor. Hikâye 2010 yılında sanatçı ve aktivist Persephone Pearl’ün Bristol Müzesi’ni ziyaret etmesi ve orada nesli tükenmiş Tazmanya kaplanının (Thylacinus cynocephalus) son bireylerinden birini doldurulmuş halde sergilenirken görmesiyle başlıyor. Tazmanya kaplanı 1936’da son üyesi de avlanarak soyu tüketilen hayvanlardan biri. Pearl, cam bir korumanın ardındaki bu güzelim ve gizemli hayvan karşısında gözyaşlarını tutamıyor ve daha sonra o anı şöyle tasvir ediyor: Okumaya devam et

Tadın Şarkısı

Otların taze filizlerini yemek
Büyük kuşların yumurtalarını yemek
her yanı tıkabasa dolduran semiz lezzet
sallanan ağaçların spermi

Döş ve butlarındaki kaslar
tatlı sesli ineklerin
kuzunun hop zıp sekişi
öküzün kuyruğunun şaklaması

Kökleri yemek koca koca olmuş
toprağın altında.

Canlıların canından beslenmek
kırılmış ışın öbekleri
uzaydan gelen
üzüm tanesinde gizli.

Yemek birbirinin tohumunu
yemek
ah, birbirini.

Öpmek aşığını ekmeğin ağzından:
dudak dudağa.

Gary Snyder
Çeviren: İnan Mayıs Aru