Bahçedeki Yoldaşlar

İnsan havanın çiçeğinden başka bir şey değil, yerin tuttuğu, yıldızların lanetlediği, ölümün soluduğu; nefes ve bu ittifakın gölgesi, yükseltir bazen onu.

Dostluğumuz, güneşin has beyaz bulutu.

Dostluğumuz açık bir kabuk. Ayırmaz kendini yüreğimizin yiğitliklerinden.

Ruhun kökünden sökmeyip de yeniden ekerek koruyup kolladığı yerde, doğarım ben. İnsanlığın çocukluğunun başladığı yerde, severim.

Yirminci yüzyıl: erkekler hepten rezildi. Kadınlar ışıl ışıl ve aceleyle hareket ediyordu, bizim anca gözlerimizin erişebildiği bir çıkıntıda.

Bir güle yazgılıyım ben.

Yönetilemeyiz biz. Bize uygun tek efendi Şimşek’tir, kâh aydınlatır, kâh ikiye biçer bizi. Okumaya devam et

Kaybolan Türler Bahçesi

Kayıp Türleri Anma Günü

Zihnimin kuytu köşelerinde, çocukluk hatıraları raflarında, yerel korku hikayeleri bölümünde buluyorum “Andık”ı. Zaman zaman çıkarıp okuyorum bu hikayenin silik sayfalarını yeniden gündüz ya da gece düşlerimde. Ürperiyorum. Yanı başındaki rafta, yerel fantastik hikayeler arasında yer alan “Filler”e ve korsan maceralarının da bulunduğu raftaki “Ayıbalığı”na uzanıyorum hemen sonra, ensemde hissettiğim soğuk karıncalanmayı atlatmak ve birazcık gülümsemek için.

30 Kasım Uluslararası Kayıp Türleri Anma Günü’nü bir süredir ilgiyle takip ettiğim Dark Mountain Project’in sayfasından öğrendim. Dark Mountain uluslararası bir yazarlar, şairler, düşünürler, sanatçılar ağı; medeniyetin biyosferi yok eden gücü ve süregiden ekokırım karşısında ancak insanın yeryüzündeki yerini yeniden anlayıp anlamlandırarak ve yeni anlatılar örerek durabileceğimizi savunuyorlar.

Bu gün resmi bir anma günü değil ancak dünyanın dört bir tarafından sanatçılar ve aktivistler bulundukları yerlerde çeşitli etkinliklerle yok olan türleri anarak onların yasını tutuyor. Hikâye 2010 yılında sanatçı ve aktivist Persephone Pearl’ün Bristol Müzesi’ni ziyaret etmesi ve orada nesli tükenmiş Tazmanya kaplanının (Thylacinus cynocephalus) son bireylerinden birini doldurulmuş halde sergilenirken görmesiyle başlıyor. Tazmanya kaplanı 1936’da son üyesi de avlanarak soyu tüketilen hayvanlardan biri. Pearl, cam bir korumanın ardındaki bu güzelim ve gizemli hayvan karşısında gözyaşlarını tutamıyor ve daha sonra o anı şöyle tasvir ediyor: Okumaya devam et

Tadın Şarkısı

Otların taze filizlerini yemek
Büyük kuşların yumurtalarını yemek
her yanı tıkabasa dolduran semiz lezzet
sallanan ağaçların spermi

Döş ve butlarındaki kaslar
tatlı sesli ineklerin
kuzunun hop zıp sekişi
öküzün kuyruğunun şaklaması

Kökleri yemek koca koca olmuş
toprağın altında.

Canlıların canından beslenmek
kırılmış ışın öbekleri
uzaydan gelen
üzüm tanesinde gizli.

Yemek birbirinin tohumunu
yemek
ah, birbirini.

Öpmek aşığını ekmeğin ağzından:
dudak dudağa.

Gary Snyder
Çeviren: İnan Mayıs Aru

Yüce Pan Yaşıyor

Sudan çıkmıştık. Köklerimiz sudaydı, suya kök salınabilirse tabi. Toprakta yaşadık, toprak bizi kabul eden evimizdi. Rüzgâr hep ordaydı, bitmeyen bir ıslık çaldı. Ateşse onu bulmamızı bekledi.

Tüm bu gelişme ve uygarlık masalından önce de pek çok güzel masalımız vardı. Ağaçların arasında orman perileri koşardı. Onların peşi sıra, tarlakuşlarından tatlı sesi, güneşli bir çayır gibi yüzü, çatal toynakları ve kıvrık boynuzlarıyla çılgın bir tanrı…

Gel, dalga dalga akarak, rüyanın ve neşenin esrik dilini öğrenmeye sen de! Giysilerinden vazgeç toprak rengi derin için. Yüzünden de vazgeç. Sözünden de, değersiz bilginden de. Sesini ceylanlara kaptıracaksın. Duymak için susmak gerek. Dinle! Okumaya devam et

Utanma

Yürüyeceksin bir gece
bahçenin huzurlu karanlığında
ve aniden muazzam bir ışık parlayacak
çepeçevre üstünde ve hemen ardında
bir duvar bulacaksın daha önce hiç görmediğin.
Bir anda apaçık kavrayacaksın
kaçmak üzereydin,
ve suçlusun: yanlış yorumlamışsın
karmaşık talimatları, meğer
üye değilmişsin, kartını kaybetmişsin
ya da hiç olmamış kartın. Ve bileceksin
onların orada olduğunu bunca zaman,
gözleri mektuplarında ve kitaplarında,
elleri ceplerinde
kulakları bağlanmış yatağına.
Utanacak bir şey yapmamış olsan da
utanmanı isteyecekler.
Diz çöküp ağlamanı isteyecekler
ve onlar gibi olman gerektiğini söyleyecekler.
Ve olur da bir kez utandığını söylersen
okuyarak suratına tuttukları kağıdı
var ettiğin olanca ışığın
kendi kişisel tarihinde, terk edecek seni.
Artık peşine düşme gereği duymayacaklar.
Sen onların peşine düşüp af dileyeceksin.
Affetmeyecekler seni.
Onlara karşı koyabilecek bir güç yok.
Yalnız açık sözlülük azadedir onlardan
Utanma nedir bilmez, içsel bir netlik yegâne şeydir,
erişemeyecekleri. Hazır ol.
Işıkları seni seçtiğinde
ve sorularıyla üstüne geldiklerinde, şöyle de:
“Utanmıyorum.” Şüphesiz bir ufuk
açılacak çevrende. Balıkçıl başlayacak
akşam uçuşuna tepelerden.

Wendell Berry
Çeviren: İnan Mayıs Aru

Yaban Diyarlar Gezmeni

Yaşlı şehrin sokaklarını adımlıyorum. Yer gri, gök gri. Düşlerimin akışı gibi… Renkli bir atlastı düşler, üryan çocuklar koşarken bu yokuşları. Şimdiyse daha iyi tanıyorum bu sokakları. Çok yürüdük birlikte. Alınmadılar hiç tabanlarım çiğnerken onları. Taştan yapılar, alınmazlar. Bizlerse camdanız. Etten, kemikten ve de camdan. Kırılgan! Candan!

Bu sokaklar da efsunlu bizim gibi. Her bir adımda daha da benziyoruz birbirimize; her adımda daha da hapsoluyoruz kendi iç küremize. Gelip çıkaracak birini arıyor bakışlarımız. Yok öyle biri! Kendi adımlarınla terk edebilirsin kendini; o da anca belki… Şeyh Nimetullah Veli’nin dediği gibi: bir adım at kendinin dışına, bütün yol o bir tek adımda! Okumaya devam et

İzin Verme O Atın…

İzin verme o atın
İnvisible charactkemanı yemesine

İnvdiye bağırdı Chagall’ın anası

İnvisible charactersAma o
İnvisible chadevam etti
İnvisible charactersresmetmeye

Ve meşhur oldu

Ve devam etti resmetmeye
İnvisible charactAğzında Keman Olan Atı

Ve nihayet bitirdiğinde
Atladı atın üstüne
İnvisible charactersve sürdü uzaklara
İnvsallayarak kemanı

Ve sonra verdi ince bir reveransla
Karşılaştığı ilk çıplak nüye kemanı

Tel de yoktu ki kemana
İnvisible characters arebağlı

Lawrence Ferlinghetti
Çeviren: İnan Mayıs Aru

Deli Çiftçi, Dalgalandırarak Pütürlü Daldan Bayrağını, Ayrılıyor İttifaktan

İktidar ve paranın ittifakından,
iktidar ve sırların ittifakından,
hükümet ve bilimin ittifakından,
hükümet ve sanatın ittifakından,
hırs ve cehaletin ittifakından,
deha ve savaşın ittifakından,
dış uzay ve iç boşluğun ittifakından,
usulca ötelere yürüyüp gidiyor Deli Çiftçi.
Bir tek o var ama o gidiyor yine de.
Dönüyor yuvası bildiği küçük memlekete,
bir uçtan bir uca yürüyebileceği ufak ülkesine. Okumaya devam et

Fırtına

Chiura Obata

Nereden çıktı bu fırtına
Uğul uğul gökte dönen
Ormandaki ağaçları sallayan
Savurup açan bambu kapımı
Ne kolları var ne bacakları
Nasıl gelip gidiyor
İzini sürme çabalarım beyhude
Sarp kayalıklardan kükrer bir kaplan

Shihwu – Taşev (1272 – 1352) Dağlarda yaşayan, Han Shan soyundan bir Budacı şair.
Çeviren: İnan Mayıs Aru

*Son dizede hsiao olarak telaffuz edilen Çince sözcük hem kükremek hem gülmek anlamlarına gelse de Ming dönemindeki üç edisyon içinde de kükremek biçiminde basılmışken sonraki baskılarda gülmek tercih edilmiştir. Her halükârda Çin’de kaplan rüzgârın kaynağı sayılır. Eski bir Çin sözünde “Bir kaplan kükrediğinde rüzgâr çıkar. Bir ejderha havada döndüğünde bulutlar toplanır.” denir.

Ağacın Uykusu

img_20161126_093757

Işık besini, yaprakları gözleridir
bitkinin; avının peşinde koşan,
uçan, sürünen canlıların aksine
kökleriyle toprağa bağlı varlıklar
büyür, eğilir, bükülür avının peşinde.
Otlar ve ağaçlar yapraklarıyla görür.

Güz uyku mevsimi:
ağaç yumar gözlerini
yaprak dökümüyle.
Fırtınaların beşiğinde, rüzgârların ninnisiyle
gelecek bahara kadar
düşler ve kâbuslar biriktirir
örtüsüz çıplak dallar.

İnan Mayıs Aru