“Enerji Sonsuz Hazdır”

Montreal’de Sir George Williams Üniversitesi’nde genç bir kadın bana “En büyük korkunuz nedir?” diye sordu. Ağzımdan “gen havuzu çeşitliliği ve zenginliğinin kaybolması” lafı çıktı ve oradakilerin çoğu ne kast ettiğimi anladılar.

Yaşamın hazinesi tüm canlı varlıkların çok çeşitli genlerinde saklanan bilgi zenginliğidir. Bir dizi felaket sonrası pek çok bitki ve hayvan türünün yaşamları pahasına insan ırkının hayatta kalması hiç de zafer sayılamaz. Çeşitlilik gezegendeki uzun erimli değişimler karşısında yaşama çok sayıda adaptasyon ve tepki olanağı sağlar. Böylece ileride bir gün, bizim dik duran primat ailemize kıyasla daha berrak bilinç düzeylerinin başka bir evrim hattı üzerinden gelişmesi ihtimali diri kalır. Okumaya devam et

Merhamet

Üç çeşit merhamet vardır. Bunlardan ilki bu dünyanın olgularına, duyarlı varlıklara karşı duyulan merhamettir. İkincinin nesnesi ise bizzat canlılar değil, ilkeler ve özlerdir. Üçüncüsü ise yönelecek hiç bir nesnesi olmayan sınırsız merhamettir. Bu üç merhamet birbirinden oldukça farklıdır.

Canlı varlıklara yönelik merhamet bu varlıkları ve bunların yanılsamalarını gerçek kabul ederek bu gerçek saydığı yanılsamalar içerisinde onlara yardım etmeye çalışan kişinin merhametidir. Bu, sınırları duygular tarafından çizilen duygusal bir merhamettir. Bu da bir arzunun ürünüdür ve bu nedenle esasen özgürleştirici bir merhamet değildir.

İlkeleri ve özleri esas alan merhametse, tüm varlıkları neden-sonuç ilişkilerinin çeşitli koşullara bağlı ürünleri, kendi başlarına bir benliği olmayan bir ilkeler ve özler bileşimi olarak gören kişinin merhametidir. Bu birer yanılsama olduğu bilinen varlıkları yanılsamadan ibaret acılarından kurtarmak için yine yanılsamaya dayalı araçlar kullanan bir merhamettir. Her ne kadar duygusal merhametin sınırlılıklarını aşsa da bu hayali merhamet de yanılsamalar dünyasında kalır ve bu nedenle tam anlamıyla özgürleştirici bir merhamet değildir.

Muso Soseki (1275-1351)
Çeviren: İnan Mayıs Aru

Budizm ve Yaklaşan Devrim*

Budizm evrenin ve tüm yaratıkların özünde eksiksiz bir bilgelik, aşk ve merhamet halinde olduğunu, doğal tepkilerle ve karşılıklı dayanışma içerisinde hareket ettiğini savunur. Bu başlangıçtan beri sahip olduğumuz halin kişisel idraki, bir “benlik” tarafından kendi adına gerçekleştirilemez – çünkü kişi kendini bırakmadan ve kendinden geçmeden bu tam olarak gerçekleşemez.

Budist bakış açısına göre bu zahmetsiz tezahürün önündeki engel, korku ve doymak bilmeyen bir hırs olarak açığa çıkan “Cehalet”tir. Tarihsel olarak Budist düşünürler cehalet ve ıstırabın ne dereceye kadar toplumsal faktörlerden kaynaklandığını analiz etmede başarısız olmuşlar, korku ve tutkunun insan olmanın doğasından geldiğini düşünmüşlerdir. Bu nedenle Budist felsefenin esas derdi epistemoloji ve “psikoloji” olurken tarihsel ya da sosyal sorunlar göz ardı edilmiştir. Her ne kadar Mahayana Budizmi muazzam bir evrensel kurtuluş vizyonuna sahip olsa da Budizmin fiili başarısı, kendini adamış birkaç kişinin psikolojik engeller ve kültürel şartlanmışlıklardan kurtulmasına yönelik pratik meditasyon sistemleri geliştirmek olmuştur. Kurumsal Budizm zaten hangi politik sistemin altında tesis edilmişse onun haksızlık ve zulümlerini kabul etmeye ya da görmezden gelmeye dünden razıdır. Bu da Budizm’in ölümü olur zira merhametin manidar bir biçimde işleyişinin ölümü demektir. Merhamet duymayan bilgelikse acıyı hissetmez. Okumaya devam et

Gönlün Uyanış Makamıdır Yuvam


13. yüzyılın büyük Zen ustası ve şairi Muso Soseki şöyle diyor bir şiirinde:

Belli bir yer olmadığında
Bana ait diyebileceğin
Nereye gittiğin hiç fark etmez
Hep yuvaya dönmektesin

Bir süredir Gürcistan’ın dağlarında dolanırken, yuvamdan fersah fersah uzakta, yuvamı düşünüyorum. Sahi neresi yuvam? Nicedir zihnimde/gönlümde dönüyor bu yuva meselesi, anlamaya çalışıyorum. Okumaya devam et

Bâtının Arıları – Mekânın Uyanışı

Bir mekân gönülde de bir yer tutar, bir ilişkidir.

Bohemya’da dolaşmaya başlayalı otuz yıldan fazla oldu – bu sayıyı yazmaya neredeyse korkuyorum, ne çok zaman geçmiş. O günlerde habire mineral topluyordum. Güçlü bir bulup sahip olma arzusu beni ufak taş ocaklarına ve oradan da eski galerilere sürüklüyordu. Burada bir kaçı neredeyse ölümle sonuçlanan tecrübelerimi aktarma niyetinde değilim. Kahramanca bir dönemdi ve bugün bunun temel gayesinin yeryüzüyle bir arada öğrenmek olduğunu düşünüyorum. Mineral toplarken dolaysız bir geri bildirim alırsınız – yarı sezgisel yarı tecrübeye dayalı bir biçimde yeni ya da uzun süredir unutulmuş bir yöre keşfettiğinizde keşfin kendisi size doğayla ne kadar iyi çalıştığınızı bizzat söyler.

On yıl boyunca mağaraları kazdım durdum. En sonunda artık taşlara sahip olmama gerek kalmamıştı, toprak elementiyle çepeçevre kuşatılmıştım. Yeni yeraltı mekânları aramak, bilgiyi ve hissiyatı sınamak açısından taşları aramaktan da iyiydi. Kille tanış oluyordunuz. Geri dönüp de o yıllara baktığımda, toprakla uğraşıp kayaların kaba saba temasını hissederek yeraltı imparatorluklarında dolanmanın son derece güçlü ve hiç de tatsız olmayan duygusunu anımsıyorum. Tekrar söyleyeceğim; tecrübelerden bahsetme niyetinde değilim, daha ziyade o günlerde ziyaret ettiğim ve çalıştığım ancak anlamaktan çok uzak olduğum yerler – örneğin Tobolsky Vrch’te insan kurbanlarının fırlatıldığı Ölüm Uçurumu gibi – üstüne hayretle kafa yoruyorum. Kavrayış kıtlığı tüm yıllarıma damgasını vuruyor ama neyse ki tecrübe, her ne kadar unutulmuş olsa da, yerli yerinde duruyor. Okumaya devam et

Plastik Çiçekler, Plastik Zihin


Koreli Zen ustası Seung Sahn Soen-sa, New York’taki Uluslararası Zen Merkezi’ndeyken bir Pazar günü büyük bir tören düzenlenmiş. Yanlarında ikram ve hediyelerle bir sürü Koreli kadın gelmiş. Kadınlardan biri yanında koca bir buket plastik çiçek getirmiş ve yüzünde kocaman bir gülümsemeyle buketi Soen-sa’nın Amerikalı öğrencilerinden birine uzatmış. Öğrenciyse alelacele buketi orada duran ceketlerin altına sokuşturmuş. Ancak çok geçmeden başka bir kadın buketi orada bulmuş ve büyük bir sevinçle Dharma Salonu’na giderek çiçekleri sunağa yerleştirmiş.

Plastik çiçek buketini sunakta gören öğrencinin canı çok sıkılmış ve Soen-sa’ya giderek, “Bu plastik çiçekler korkunç duruyor. Onları oradan alıp çöpe atabilir miyim?” diye sormuş.

Soen-sa “Plastik olan senin zihnin. Bütün evren plastik,” demiş. Okumaya devam et

Daha Kısa Duşları Unutun Gitsin

Aklı başında bir insan evladı çöpe atılmış işe yarar eşyaları toplamanın Hitler’i durduracağını düşünür müydü, ya da kompost yapmanın köleliğe son vereceğini veya sekiz saat çalışma hakkını kazandıracağını, ya da odun kesip su taşımanın insanları Çarlık Rusya’sı hapishanelerinden kurtaracağını, ya da bir ateşin etrafında çırılçıplak dans etmenin 1957’deki Oy Hakkı Yasası ya da 1964’teki Yurttaşlık Hakları Yasası’nı getireceğini? Öyleyse neden şimdi tam da tüm dünya tehdit altındayken bu kadar çok insan böyle tamamen kişisel “çözümlere” dönüyor?

Sorun kısmen hepimizin sistematik bir yanlış yönlendirme kampanyasının kurbanları olmamızdan kaynaklanıyor. Tüketim kültürü ve kapitalist zihniyet bize kişisel tüketim (ya da aydınlanma) eylemlerini örgütlü politik direnişin yerine koymayı öğretti. Uygunsuz Gerçek filmi küresel ısınmaya dair farkındalığı arttırdı. Ancak sunulan çözümlerin tamamının kişisel tüketimle ilgili – ampulleri değiştirmek, lastikleri şişirmek, daha az araç kullanmak – olduğunu ve şirketlerin elinden gücü almaya ya da gezegeni mahveden kalkınma ekonomisini durdurmaya hiç atıfta bulunulmadığını fark ettiniz mi? Amerika’daki herkes filmde önerilen her şeyi yerine getirse bile Amerika’nın karbon salımı ancak yüzde 22 oranında düşerdi. Bilimsel ortak kanıysa bu salımların tüm dünyada en az yüzde 75 oranında düşürülmesi gerektiği yönünde. Okumaya devam et

Gözler Önüne Serilen Muamma (Genjo Koan)

13. yüzyıl Zen ustası Eihei Dogen (1200-1253) sadece oturup meditasyon yaparak ve ustadan öğrenciye doğrudan intikalle uyanışın aktarılması üzerine kurulu Zen okulunu Çin’den Japonya’ya ilk getiren ustalardan biridir ve Soto Zen okulunun öncülerinden biri sayılmaktadır. Dogen aynı zamanda Mahayana Budizm’in temelinde yatan felsefi bakışı aktarmakta da çok yetkin bir Zen filozofuydu. Şiirsel bir dille harmanlanmış felsefi söylevleri öğrencileri tarafından not ediliyordu ve daha sonra Dogen bu konuşma kayıtlarının üzerinden geçerek 96 fasiküllük başyapıtı Shobogenzo’yu yazmıştı. Genjo Koan (Gözler Önüne Serilen Muamma) ise gerek Zen öğretmenleri gerekse Budizm çalışmalarıyla tanınan pek çok akademisyen tarafından Shobogenzo’nun ve Mahayana Budizm’in özünü en yetkin biçimde aktaran metin olarak görülmektedir. Kısacık bir metin olmasına rağmen bu metni çevirmem yıllarımı aldı. Başta Masao Abe ve Gudo Wafu Nishijima Sensei’nin çevirileri olmak üzere İngilizce on kadar ayrı çevirisini defalarca okudum, her birinin şerhlerinin üzerinden geçtim, Japonca bilmememe rağmen metnin Japoncasına da ulaşıp Japonca sözlüklerle metnin içinde debelenip durdum. Ancak en çok da metni çevirdiğim yıllar içerisinde Dogen’in de uyanış yolunun en önemli bileşeni olarak gördüğü sessizce oturarak yapılan meditasyonların (zazen) Dogen’in sözlerine ve uyanışa dair kavrayışımı netleştirdiğini düşünüyorum. Yine de her çeviri gibi muhakkak ki eksik bir çeviridir bu nasıl ki her söz de hakikatin eksik bir çevirisinden ibaretse. Umuyorum ki ayın bu sudaki yansıması hakikat yolcularını zihinlerinde parlayan aya doğru yönlendirir. Keyifli okumalar.

*********************************************

Gözler Önüne Serilen Muamma (Genjo Koan)

Türlü türlü olguyu Buda öğretisinin esaslarıyla algıladığımız vakit “rüya ve uyanıklık”, “uygulama ve tecrübe”, “yaşam ve ölüm”, “Budalar ve duyarlı varlıklar”dan söz ederiz. Tüm bu olguları benliksiz bir biçimde algıladığımızdaysa rüya ve uyanıklık, yaşam ve ölüm, Budalar ve duyarlı varlıklar mevzubahis edilemez. Uyanış yolu ise doğal olarak aşırılık ve kıtlığın ötesine uzanarak rüyayla uyanıklığı, yaşamla ölümü, Budaları ve duyarlı varlıkları bir kılar. Biz onları ne kadar sevsek de çiçekler kuruyup solar, ne kadar nefret edersek edelim bahçede ayrık otları büyür. Okumaya devam et

Yerele Dair Notlar

Bugün bizim peyzaj olarak kabul edilebilir bulduğumuz her şey kanlı bir vahşetin ve eşine az rastlanır bir gaddarlığın meyvesidir.

Demokratik devletin unutmamızı istediği şey özetle budur diyebiliriz. Banliyölerin kırsal alanı yiyip yuttuğunu unutun; fabrikaların banliyöleri yiyip yuttuğunu unutun; sağır edici, bir an bile durmayan, gelişigüzel yayılan metropolün her şeyi yiyip yuttuğunu unutun.

Bunu kabul etmek illa buna üzülmek anlamına gelmez. Bunu kabul etmek buna dair geçmişteki ve hâlihazırdaki olasılıkları kavramak demektir. Okumaya devam et

Kaybolan Türler Bahçesi

Kayıp Türleri Anma Günü

Zihnimin kuytu köşelerinde, çocukluk hatıraları raflarında, yerel korku hikayeleri bölümünde buluyorum “Andık”ı. Zaman zaman çıkarıp okuyorum bu hikayenin silik sayfalarını yeniden gündüz ya da gece düşlerimde. Ürperiyorum. Yanı başındaki rafta, yerel fantastik hikayeler arasında yer alan “Filler”e ve korsan maceralarının da bulunduğu raftaki “Ayıbalığı”na uzanıyorum hemen sonra, ensemde hissettiğim soğuk karıncalanmayı atlatmak ve birazcık gülümsemek için.

30 Kasım Uluslararası Kayıp Türleri Anma Günü’nü bir süredir ilgiyle takip ettiğim Dark Mountain Project’in sayfasından öğrendim. Dark Mountain uluslararası bir yazarlar, şairler, düşünürler, sanatçılar ağı; medeniyetin biyosferi yok eden gücü ve süregiden ekokırım karşısında ancak insanın yeryüzündeki yerini yeniden anlayıp anlamlandırarak ve yeni anlatılar örerek durabileceğimizi savunuyorlar.

Bu gün resmi bir anma günü değil ancak dünyanın dört bir tarafından sanatçılar ve aktivistler bulundukları yerlerde çeşitli etkinliklerle yok olan türleri anarak onların yasını tutuyor. Hikâye 2010 yılında sanatçı ve aktivist Persephone Pearl’ün Bristol Müzesi’ni ziyaret etmesi ve orada nesli tükenmiş Tazmanya kaplanının (Thylacinus cynocephalus) son bireylerinden birini doldurulmuş halde sergilenirken görmesiyle başlıyor. Tazmanya kaplanı 1936’da son üyesi de avlanarak soyu tüketilen hayvanlardan biri. Pearl, cam bir korumanın ardındaki bu güzelim ve gizemli hayvan karşısında gözyaşlarını tutamıyor ve daha sonra o anı şöyle tasvir ediyor: Okumaya devam et