İlk Su Bedendir


Colorado Nehri, Birleşik Devletler’deki en büyük tehdit altında olan nehir—aynı zamanda benim bedenimin de bir parçası.

Ben bir nehir taşıyorum. O, bizzat benim: Aha Makav.

Bu bir metafor değil.

Bir Mojave, Inyech Aha Makavch ithuum, diyerek ismini söyler. Varoluşumuza dair bir hikaye anlatırız.  Nehir bedenimin orta yerinden akıyor.

Şimdiye dek her dizede nehir sözünü kullandım. Suyu israf etmek istemiyorum. Bedenimdeki nehri korumalıyım.

Gelecek dizelerde daha tutumlu olmaya çalışacağım. Okumaya devam et

Büyük Aile İçin Niyaz

-bir Mohawk duasından-

Şükürler Olsun Yeryüzü Ana’ya, gece gündüz süzülüp duran
ve onun toprağına: zengin, nadir ve lâtif
öyle olsun zihinlerimizde.

Şükürler Olsun Bitkilere, güne bakan, ışık büken yaprak
ve incecik kök-saçlarıyla; kımıltısız duran rüzgârda
ve yağmurda; dansları çiçek açan spiral damarda
öyle olsun zihinlerimizde.

Şükürler Olsun Havaya, yüksekten uçan Ebabil’i ve şafakta
sessiz Baykuş’u taşıyan. Şarkımızın nefesi
arı duru can meltemi
öyle olsun zihinlerimizde.

Şükürler Olsun Yaban Varlıklara, sırlar, özgürlükler ve
yollar öğreten kardeşlerimize; sütlerini paylaşan bizimle;
benliği tam, cesur ve tetikte
öyle olsun zihinlerimizde.

Şükürler Olsun Suya: bulutlar, göller, nehirler, buzullar;
tutan ya da salan; her daim akıp duran
bedenlerimizde tuzlu denizlerde
öyle olsun zihinlerimizde.

Şükürler Olsun Güneşe: göz kamaştıran, titreşen ışığı sızar
ağaç gövdeleri, puslar, ılık mağaralar içine
ayılarla yılanların uyuduğu— bizi uyandıran o—
öyle olsun zihinlerimizde.

Şükürler Olsun Engin Göğe
Milyarlarca yıldız tutan— ve daha da ötesine uzanan—
tüm erklerin, fikirlerin ötesine
ve yine de içimizde—
Uzay Dede.
Eşidir Zihin onun
öyle olsun.

Gary Snyder
Çeviren: İnan Mayıs Aru
İllüstrasyon: Clayton Cannaday

Kaybolan Türler Bahçesi

Kayıp Türleri Anma Günü

Zihnimin kuytu köşelerinde, çocukluk hatıraları raflarında, yerel korku hikayeleri bölümünde buluyorum “Andık”ı. Zaman zaman çıkarıp okuyorum bu hikayenin silik sayfalarını yeniden gündüz ya da gece düşlerimde. Ürperiyorum. Yanı başındaki rafta, yerel fantastik hikayeler arasında yer alan “Filler”e ve korsan maceralarının da bulunduğu raftaki “Ayıbalığı”na uzanıyorum hemen sonra, ensemde hissettiğim soğuk karıncalanmayı atlatmak ve birazcık gülümsemek için.

30 Kasım Uluslararası Kayıp Türleri Anma Günü’nü bir süredir ilgiyle takip ettiğim Dark Mountain Project’in sayfasından öğrendim. Dark Mountain uluslararası bir yazarlar, şairler, düşünürler, sanatçılar ağı; medeniyetin biyosferi yok eden gücü ve süregiden ekokırım karşısında ancak insanın yeryüzündeki yerini yeniden anlayıp anlamlandırarak ve yeni anlatılar örerek durabileceğimizi savunuyorlar.

Bu gün resmi bir anma günü değil ancak dünyanın dört bir tarafından sanatçılar ve aktivistler bulundukları yerlerde çeşitli etkinliklerle yok olan türleri anarak onların yasını tutuyor. Hikâye 2010 yılında sanatçı ve aktivist Persephone Pearl’ün Bristol Müzesi’ni ziyaret etmesi ve orada nesli tükenmiş Tazmanya kaplanının (Thylacinus cynocephalus) son bireylerinden birini doldurulmuş halde sergilenirken görmesiyle başlıyor. Tazmanya kaplanı 1936’da son üyesi de avlanarak soyu tüketilen hayvanlardan biri. Pearl, cam bir korumanın ardındaki bu güzelim ve gizemli hayvan karşısında gözyaşlarını tutamıyor ve daha sonra o anı şöyle tasvir ediyor: Okumaya devam et

Karnaval

Müzikli, danslı, meşaleli, pantomimli, oyunlu, ziyafetli ve taşkınlıklarla dolu kutlamalar her zaman için topluluk yaşantısının merkezinde yer almıştır ta ki büyük çaplı medeniyet iddiaları umumi neşenin üzerini don gibi örtene dek.

Açıkçası, Batı’da karnavalın düşüşü kırsal merkezli bir kültürden kent merkezli bir kültüre geçişle birlikte oldu. Bunun pek çok nedeni vardı. Kapitalizmin ilk zamanlarında ağırbaşlı bir mizaç teşvik ediliyor ve insanların Pazartesi sabahı işe gelmeleri bekleniyordu. Bazı karnavallar kontrolden çıkıp ayaklanma ve isyanların hareket noktası olabiliyordu: Robin Hood’un kariyeri bir karnaval kralı olarak başlamıştı; Robert ‘Ben’ Kett’in 1549’daki isyanı Wyomondham’da St. Thomas à Becket festivalinde başlamıştı. Ateşli silahların icat edilmesinin de önemli etkileri oldu: bu pervasız bir güruhu daha da tehlikeli kılıyordu elbette ama ondan da önemlisi, özellikle de ordularda, bir disiplin ihtiyacını beraberinde getiriyordu. Misket tüfeğinin doldurulması ve ateşlenmesi karmaşık bir işlemdir; peş peşe bir dizi hareket gerektirir – Oranj Prensi Maurice’in askeri eğitim programına göre 43 hareket – ve bunların her biri de tam tamına, süratle ve (yeri geldiğinde) ateş altındayken yapılabilmelidir. Disiplin kritik bir önem kazanır: gerek ordular gerekse de ticaret açısından iyi bir şey olan ağırbaşlı yurttaşlık kendinin farkında olmayı ve öz-denetimi gerekli kılar ve karnavalın düşüncesiz taşkınlığında kaybolur.

Karnaval zapturapt altına alındı ve bu ciddi bir kayıp. Okumaya devam et

Yüce Pan Yaşıyor

Sudan çıkmıştık. Köklerimiz sudaydı, suya kök salınabilirse tabi. Toprakta yaşadık, toprak bizi kabul eden evimizdi. Rüzgâr hep ordaydı, bitmeyen bir ıslık çaldı. Ateşse onu bulmamızı bekledi.

Tüm bu gelişme ve uygarlık masalından önce de pek çok güzel masalımız vardı. Ağaçların arasında orman perileri koşardı. Onların peşi sıra, tarlakuşlarından tatlı sesi, güneşli bir çayır gibi yüzü, çatal toynakları ve kıvrık boynuzlarıyla çılgın bir tanrı…

Gel, dalga dalga akarak, rüyanın ve neşenin esrik dilini öğrenmeye sen de! Giysilerinden vazgeç toprak rengi derin için. Yüzünden de vazgeç. Sözünden de, değersiz bilginden de. Sesini ceylanlara kaptıracaksın. Duymak için susmak gerek. Dinle! Okumaya devam et

Deli Çiftçi, Dalgalandırarak Pütürlü Daldan Bayrağını, Ayrılıyor İttifaktan

İktidar ve paranın ittifakından,
iktidar ve sırların ittifakından,
hükümet ve bilimin ittifakından,
hükümet ve sanatın ittifakından,
hırs ve cehaletin ittifakından,
deha ve savaşın ittifakından,
dış uzay ve iç boşluğun ittifakından,
usulca ötelere yürüyüp gidiyor Deli Çiftçi.
Bir tek o var ama o gidiyor yine de.
Dönüyor yuvası bildiği küçük memlekete,
bir uçtan bir uca yürüyebileceği ufak ülkesine. Okumaya devam et

Ekoloji – Yuvanın İrfanı

Yaşadığım yerde ufuk bir çizgi değil, güneşin huzmeleriyle yeşilin bin bir tonuna bürünen örtüsüyle inişli çıkışlı, art arda sıralanan tepeler ve dağlardan oluşan bir dalga. Mavi gökte parça parça ak bulutların gölgeleri koşuyor bu dalgaların üzerinde. Hızlarına yetişemeyeceğimi bilseler de her gün beni de onlarla birlikte o dağlarda dolanmaya çağırıyorlar. Çağrılarına uymamak elde değil.

Akdeniz’in alâmetifarikası kızılçamlar altındaki mersinler, tespih ağaçları, böğürtlenler, saparnalar ve yer yer de pırnal meşeleriyle çevrili patikalarda yürüyerek ormanın içine dalıyorum. Görünüşte orman huzur dolu, kendimi burada yuvada hissediyorum. İki atmaca tepemde dönerek bana eşlik ediyor, dağın sırtını aşarken. Bir süre sonra çığlık çığlığa bağırmaya başlıyor sanki ileride karşılaşacağım bir tehlikeye karşı beni uyarıyorlar. Okumaya devam et

Yabanın Çağrısı

fb_img_1478079978788
Şişko ihtiyar adam gece yatağında
Duyuyor şarkı söyleyen Kır Kurdunu
Onca yıl çiftçilik, madencilik, odunculuk yapmış.
Katolik.
Kaliforniya’nın yerlisi.
Tutmuş Kır Kurtları uluyor
Sekseninci yaşında.
Çağırır Hükümet
Tuzakçısını
Demir kapanlarla yakalarlar Kır Kurtlarını,
Yarın.
Oğullarım yitirecek
Bu müziği, oysa daha yeni başlamışlardı
Sevmeye. Okumaya devam et

Yaprakların Sutrası

Birth_of_the_future_Buddha_in_the_Lumbini_grove
Böyle işittim ben. Rajgir yakınlarında bir yerde bir yaz ikindisi, günün sıcağı yakıp kavururken, tozlu kumullarda Ananda’yla yürümekte olan Âlemin Yüz Akı şöyle dedi: “Ananda, bu bulunduğumuz yer pek sıcak.”
“Evet, Âlemin Yüz Akı, gerçekten de pek sıcak,” diye cevap verdi Ananda.
Âlemin Yüz Akı, yanında yürüyen Ananda’ya dönüp zarif bir hareketle kolunu, ağaçların yapraklarını söküp sepetlerle taşıyan eli bıçaklı işçilerin saldırısına uğramış bir palmiye korusuna uzattı.
“Ananda,” dedi Âlemin Yüz Akı, “neden bu işçiler palmiyelerin yapraklarını topluyor?” Okumaya devam et

Köyevinden Uğurlama


“Rüzgârlarım geldi, dolaşmaya çıktım, kendime yeni yerler aramaya. Çöldeki çiçeğin dediği gibi, kökleri yoktur insanların ve pek dert ederler bunu. Yakında oradayım. Orası ve burasının olmadığı mümkün olabilse…”

Yazan/Yöneten: Yağmur Telli Yücel
Oyuncular: İnan Mayıs Aru, Haiku
Şiir/Seslendirme: İnan Mayıs Aru
Kamera: Yağmur Telli Yücel
Kurgu: Yağmur Telli Yücel, Yasemin Yağcı
Ses Kurgusu: Yağmur Telli Yücel
Ses Miksajı: Can Tan, Çağrı Erdem
Müzik: Jesus Rico Perez Okumaya devam et