Başıboş Gezinti: İlk Tırmanış, Batı Dağı

Bu eyalete sürgün edilerek geldiğim için yüreğim sürekli endişe ve korku içindeydi; ben de bu hissi üstümden atmak için sık sık başıboş, uzun yürüyüşlere çıkıyordum. Gün boyu arkadaşlarımla yürüyerek yüksek tepelere çıkıyor ve ormanların derinliklerine dalıyorduk. Beraber yorgun düşene dek dolambaçlı kanyonlarda, ıssız çağlayanlarda ve tuhaf kayalıklarda dolanıyorduk ama çok da uzaklara gitmiyorduk. Yorulunca çayıra hasırlarımızı seriyor sarhoş olana kadar şarap testisini döndürüyorduk. Çok geçmeden başımızı birbirimizin göbeğine koyup uykuya dalıyor ve rüyalarımızda düşüncelerin erişemeyeceği sezgileri paylaşıyorduk. Sonra uyanıp ayağa kalkıyor ve dönüş yoluna koyuluyorduk. Bu eyaletin tüm nehirleri ve dağları arasında bizden kaçan hiçbir doğa harikası yoktu, en azından ben öyle sanıyordum. Ancak tuhaf ve görkemli Batı Dağı’nı halen tanımıyordum.

Bu yılın 9. ayının 28. gününde Dharma Görkemi Manastırı’nın Batı Köşkü’nde otururken bakışlarımı Batı Dağı’na çevirdim ve bir anda ne kadar muhteşem olduğunu fark ettim. Birkaç hizmetçimi çağırdım ve hep beraber toplanıp Hsiang Nehri’ni geçerek Derinboya Deresi boyunca tırmanmaya başladık. Birazdan fundalıklar ve dikenli çalıları keserek ve kestiğimiz çalıları yakarak kendi patikamızı açmaya başladık. Zirvedeki kayalıklara kadar böyle devam ettik ve son aşamayı asmalara tutunarak tırmandık. En sonunda bacaklarımızı uzatıp oturmuştuk ve gözlerimiz keyifle ufku taramaya koyulmuştu.

Hasır yaygılarımızın altında üç ya da dört vilayet uzanıyordu: inişli çıkışlı uzak manzaralar, dağ silsileleri ve derin göller, hepsi de karınca tepeleri ve köstebek delikleri gibi görünüyordu. Binlerce kilometre birkaç santimlik bir alanda bir araya gelip sıkışmış haldeydi. Manzara göz alabildiğine uzanıyordu. Cennetin sınırına dayanan masmavi gökler ak bulutlarla doluydu: tek bir bakışla dört bir yana hakim oluyordunuz. Böylece bu dağın ihtişamını anlıyordum işte; alelade tepelerle alâkası yoktu. Her yöne doğru ışıl ışıl yayılan, enginlere ve uzaklara erişen ama asla sınır bilmeyen yaşam enerjisiyle hemhal olduğumu hissediyordum. Alemin Yaratıcısı’yla yarenlik edip derinlerin derininde ve yücelerin yücesinde geziyordum ama yine de uçsuz bucaksızlığını kavrayamıyordum.

Kadehlerimizi silme şarapla doldurduk ve birazdan sarhoş olmuş halde güneşin battığını bile fark etmedik. Alacakaranlık uzaklardan üstümüze çöktü ve çok geçmeden göz gözü görmez oldu. Ama ben hâlâ geri dönmeye hazır değildim. Zihnim kımıltısız ve bedenim serbestçe sürüklenirken kendimi on bin dönüşüm geçirirken buldum ve anladım ki daha gezmeye başlamamıştım bile, esas yolculuğum şimdi başlıyordu.

Liu Tsung-yiian (773-819)
Çeviren: İnan Mayıs Aru

Yazıyı Paylaşın