İnan Mayıs Aru

Burada yazdıklarım beni tanıyan insanlara, özellikle de yakınlarıma çok eksik ve yetersiz bir tasvirim olarak görünecektir. Benim kim olduğumu yeterli bir şekilde tasvir etmem mümkün mü bilmiyorum. Aslına bakarsanız kim olduğumu biliyor muyum, o bile şüpheli. Burada sözcüklerle ancak benlik kuruntumun, bu dünyada oynadığım rolün, ‘persona’mın soluk bir imgesini verebilirim ki benim hakkımda kabaca bir fikir sahibi olmak isteyen birine de sanırım bu kadarı yetecektir. Yoksa bunların hiçbiri ben değilim.

1981 yılında Balıkesir’de doğdum. Adımı ailem içinden geldikleri devrimci geleneğin idam edilen öncülerinden Hüseyin İnan’ın soyadından alarak koymuş. Mayıs adınıysa 15 yaşımda kendim aldım. Bu bir kendi kendini sahiplenme eylemiydi.

Ben 1 yaşımdayken annemin memleketi olan Biga’ya yerleşmişiz. Yirmi yaşımda üniversiteye gidene kadar Biga’da yaşadım. İlkgençlik günlerimde hep o küçük ilçeden uzaklaşıp bir daha asla dönmeyeceğim günlerin hayalini kurdum. Yirmili yaşlarımın ikinci yarısından itibarense Biga’daki köy evimize, kürkçü dükkanı misali, defalarca döndüm ve dönem dönem orada yaşadım. Bir yuva düşündüğümde halen o köy evi ve evin bahçesinden açıldığım tepeler gelir aklıma.

Ege Üniversitesi’nde kısa bir süre Sosyoloji okudum, ilk yılımda oldukça heyecanlı ve hevesli bir öğrenciydim. Neyse ki bilgiyle ve hikmetle haşır neşir olmanın yetersiz bir akademik eğitim kadar sakatlayıcı olmayan ve daha keyifli yolları olduğunu çok geçmeden fark ederek ikinci yılımda okulu bıraktım.

İlk şiirlerimi çocuk yaşta yazdım, ilk çevirilerimi lisedeyken, sevdiğim şairleri ve yazarları arkadaşlarım da okusun diye yapmaya başladım. O gün bugündür çeviriyorum ve yazıyorum. Hakikat söze sığmasa da söz perdelerini aralamanın hakikate giden yollardan biri olduğunu biliyorum. Tao, hem Yol hem Söz demektir ve Tao Te Ching “Söyleyebildiğin Söz gerçek Söz değil,” ve “Takip edebildiğin Yol gerçek Yol değil,” sözleriyle açılır.

Yol’la da yine ilkgençlik yıllarımda tanıştım, lise döneminde meditasyona başladım. O zamandan beri Yol’un hem düşünsel hem de uygulamalı alanlarında yürüyorum. Kadim Taocu metinleri, Zen metinleri ve şiirlerini, batınî İslam metinlerini, dünyanın farklı bölgelerinden kadim halkların mitolojilerini okuyup çevirmenin yanısıra yıllardır Zen yolunun meditasyon yaklaşımı olan zazen ve Taocu beden-enerji çalışmaları olan qigong’un farklı formlarını uyguluyorum. Bir arpa boyu yol aldım mı bilmiyorum.

Annem de babam da Orman İşletme Müdürlüğü’nde memurdu ve onlar sayesinde çocukluğumun hatırı sayılır bir kısmı Çanakkale civarındaki ormanlarda geçti. Dünyayı bugünkü algılayışımı önemli ölçüde dağlarda babamla mantar, kardeşimleyse hayaller ve oyunlar peşinde yaptığımız eşsiz yürüyüşlere borçluyum. İnsan tasarımı dışında kalan ve kendi kendine olagelen yabanıl alanların büyüleyici nitelikleriyle tanışıklığım o günlere gider ve daha sonra ustam sayacağım Gary Snyder’ın deyişiyle doğanın ziyaret edilecek bir yer değil evimiz olduğu bilgisini içimde çocukluğumdan beri taşıyorum.

Bu yuva ve onun sakinleriyle – insanlarla, hayvanlarla, bitkilerle, dağlarla ve nehirlerle – ilişkimizde her birimizin biricik olduğunu ama kimsenin bir diğerinin üzerinde bulunmadığı sonsuz bir ilişkiler zinciri içerisinde birbirimize sıkı sıkıya bağlı olduğumuzu görüyorum. Şeyleri birbirinden ayırarak gören bir zihnin bu bağların kaotik düzenini kavrayamayacağını anlıyorum ve bu düzene anarşi diyerek kurduğum ilişkilerde bu doğal düzeni örnek alıyorum. Dolayısıyla egemen tekmerkezci anlayışın dayatmalarından uzak durarak, yabanıl ilişkilerin özgür gelişimini hem toplumsal hem ekolojik hem de manevi düzeyde savunuyorum.

Nedircikler de bu savunmanın ve ilişkinin biçimlerinden biri yalnızca. Umuyorum burada sizdeki bene dokunabiliyorumdur ve söz bir engel olmaktan çıkıp engin bir gökte birlikte uçmamızın kanatlarını verebiliyordur bize. Çünkü hepimiz özgür olana dek hiçbirimiz özgür olmayacağız ve birimizin özgür olması hepimizin özgür olması demektir.


Yazıyı Paylaşın