Daha Kısa Duşları Unutun Gitsin

Aklı başında bir insan evladı çöpe atılmış işe yarar eşyaları toplamanın Hitler’i durduracağını düşünür müydü, ya da kompost yapmanın köleliğe son vereceğini veya sekiz saat çalışma hakkını kazandıracağını, ya da odun kesip su taşımanın insanları Çarlık Rusya’sı hapishanelerinden kurtaracağını, ya da bir ateşin etrafında çırılçıplak dans etmenin 1957’deki Oy Hakkı Yasası ya da 1964’teki Yurttaşlık Hakları Yasası’nı getireceğini? Öyleyse neden şimdi tam da tüm dünya tehdit altındayken bu kadar çok insan böyle tamamen kişisel “çözümlere” dönüyor?

Sorun kısmen hepimizin sistematik bir yanlış yönlendirme kampanyasının kurbanları olmamızdan kaynaklanıyor. Tüketim kültürü ve kapitalist zihniyet bize kişisel tüketim (ya da aydınlanma) eylemlerini örgütlü politik direnişin yerine koymayı öğretti. Uygunsuz Gerçek filmi küresel ısınmaya dair farkındalığı arttırdı. Ancak sunulan çözümlerin tamamının kişisel tüketimle ilgili – ampulleri değiştirmek, lastikleri şişirmek, daha az araç kullanmak – olduğunu ve şirketlerin elinden gücü almaya ya da gezegeni mahveden kalkınma ekonomisini durdurmaya hiç atıfta bulunulmadığını fark ettiniz mi? Amerika’daki herkes filmde önerilen her şeyi yerine getirse bile Amerika’nın karbon salımı ancak yüzde 22 oranında düşerdi. Bilimsel ortak kanıysa bu salımların tüm dünyada en az yüzde 75 oranında düşürülmesi gerektiği yönünde. Okumaya devam et

Afette İlk Kurtarılacak

 

Bu şiir kurtarılmalı
kendinden.
Yaşını başını almış.
Ölü kütükte sözcükler.
Nicedir
kârlı değiller.
Korumuş olursunuz
böylece onu
yenik düşmekten
kendi karanlık
beyhude güçlerine.

Burada kimi sözcükler
bin yıldan da yaşlı.

İşbirliği ettiler
başka yaratıklarla da
ve rüzgârla
söylendiler
ağaçların yaprakları
arasında.

Dile geldiklerinde
bu sözcükler
kadim bir ormandır.

Kimi sözcükler
söylenegelen
üretken değil artık.
Hakikat. Aşk.
Tüm türlere merhamet.
Hey–
çağırın teknisyenleri.
Hızara götürün şunları.

Ama hele bir söyleyin–
şu kelimeler arasında
insan irfanının
bir emaresi yok mu?
Ve aşağılarda bir yerde
bir tarla faresi kazıp durmuyor mu
Yeter – demeyi çoktan
unutmuş bir kültürün
çürüyen orman tabanını,
derinlerdeki anlamın peşinde.
Yaratmadığın ve
geri koyamayacağın şeyi
almaya kalkma.

Kan var burada.
Bir baykuş yiyor fareyi.
Yaşam var burada.
Bu sözcükler yeniden
ağaçların içine yerleşmiş.
Sözcüklerimizin başına
ne gelirse
ormanın da başına gelir.

Ormanın başına ne gelirse
bizim de
başımıza.
Yalanları kesmeliyiz
ağaçlardansa.

Jerry Martien
Çeviren: İnan Mayıs Aru