Nuriye

Büyüyorsun erirken
çığ gibi değil
usulcacık bir göle dönen
bir damla yaş gibi, uykusunda
bir halkın gözünden akıttığı
ve açlığın doyuruyor uykuları.
Silkinir mi sandın bilmem
korkuyla sinmiş yüreklerimiz?
Yoksa bu sadece kimseden
sevdiklerinden, sevenlerinden bile
bir şey beklemeyen
bir düşün kendine imanı mı?
Git gide güzelleşiyorsun
tüm acıya rağmen
kocaman bir gülüş yüzün.
Cheshire kedisi gibi hani
koca bir tebessüm alıyor
yiten bedenin yerini.
İnanamıyorum sana, inanamıyorum
senin yürekli güzelliğin karşısında
kendi çaresizliğimize.
Uçuyorsun yatarken
kuş gibi değil
soğuk bir duş gibi uykularımıza,
uyanacak mıyız sahiden?

İnan Mayıs Aru
İllüstrasyon: Tarık Tolunay

Yerele Dair Notlar

Bugün bizim peyzaj olarak kabul edilebilir bulduğumuz her şey kanlı bir vahşetin ve eşine az rastlanır bir gaddarlığın meyvesidir.

Demokratik devletin unutmamızı istediği şey özetle budur diyebiliriz. Banliyölerin kırsal alanı yiyip yuttuğunu unutun; fabrikaların banliyöleri yiyip yuttuğunu unutun; sağır edici, bir an bile durmayan, gelişigüzel yayılan metropolün her şeyi yiyip yuttuğunu unutun.

Bunu kabul etmek illa buna üzülmek anlamına gelmez. Bunu kabul etmek buna dair geçmişteki ve hâlihazırdaki olasılıkları kavramak demektir. Okumaya devam et

Bahçedeki Yoldaşlar

İnsan havanın çiçeğinden başka bir şey değil, yerin tuttuğu, yıldızların lanetlediği, ölümün soluduğu; nefes ve bu ittifakın gölgesi, yükseltir bazen onu.

Dostluğumuz, güneşin has beyaz bulutu.

Dostluğumuz açık bir kabuk. Ayırmaz kendini yüreğimizin yiğitliklerinden.

Ruhun kökünden sökmeyip de yeniden ekerek koruyup kolladığı yerde, doğarım ben. İnsanlığın çocukluğunun başladığı yerde, severim.

Yirminci yüzyıl: erkekler hepten rezildi. Kadınlar ışıl ışıl ve aceleyle hareket ediyordu, bizim anca gözlerimizin erişebildiği bir çıkıntıda.

Bir güle yazgılıyım ben.

Yönetilemeyiz biz. Bize uygun tek efendi Şimşek’tir, kâh aydınlatır, kâh ikiye biçer bizi. Okumaya devam et