Yağmurlu Baharın Şiiri

springrain

Yağmurlu baharın şiiri diridir, hayret
               ve neşeyle bakar dünyaya.

Tomurcuklanır su!

Kâh yabanıl, uçarı bir yasemin,
               kâh hanımelidir utangaç, zarif.
Itırlı bir çiçek olduğu kesin.

Toprakta karınca duası.
Suda yengeç dansı.

Uzaktan ıslıkla bir türkü tutturmuş,
               uçar konar deniz gözlerine.

Hangi şarap, hangi duman?

Bu sarhoşluk hangi rüzgârdan?

Yele, kora, ateşe ve yıldızlarla
               güneşe ama en çok da inanır
               insan yüreğinde yatan cevhere.

Ne gökler, ne yer, ne dağlar!
Aşktır şiiri yazdıran.

İnan Mayıs Aru
Sumi-e: Ensō Spring Rain, Patricia Larkin Green

Anti-Halife

chainsoflaw

İbn Arabî, Manevi Hikmet ve Mülhid Gelenek

I. BEY

ve Hızır, Gizli Peygamber, Yeşil Adam, Hiperborea Kralı, Musa’nın kurnaz yaveri, İskender’in hilekâr aşçısı, Zulmet Diyarı’nda ab-ı hayattan içen Hızır. Her bir adımında ezhar ve nebatat boy verir ve o suyun üzerinde seyran eder, İbn Arabî’nin gemisine doğru yürüyerek yaklaşır; yeşil cübbesi yeşil dalgalara dökülür –  belki de o dalgalardan dokunmuştur. Yahut yine Hızır mürşitsiz kalmışlar, deliler ve kınananlar, müstesna kişiler için çölün ortasında beliriverir su ve irşadla… “Ve bu hayatta nazara değer üç şey vardır: su, yeşillikler ve güzel bir çehre…”

ve bir mağarada sır olan Gizli İmam; belki Samiriye’de, belki Yemen’de, safî zümrütten bir adada, zümrütten ağaçlar ve yeşil berilden çiçekleriyle, yeşim taşından sarâylarıyla Suretler denizinin ortasındaki Muşabehet Berzahı’nın ötesini yurt tutan – karalar giyinmiş bir adam düşlerinde simyacılara görünen, düşlerde irşat eden… Okumaya devam et

Yabanılların Dirliği

pond

Dünyanın kederi içimi bürüdüğünde
ve uyandığımda en ufak bir sese
geleceğim ve çocuklarımın geleceği için korkarak,
gidip uzanıyorum subaşında, gövel ördek
tüm güzelliğiyle yüzerken büyük balıkçıl besleniyor.
Yabanılların dirliğine katılıyorum
kederli düşüncelerin vergisini kesmeyen
ömürlerinden. Dingin suyun huzuruna varıyorum.
Gün görmemiş yıldızları duyumsuyorum tepemde
ışıklar içinde bekleşen. Bir müddet
bırakıyorum kendimi dünyanın lütfuna, hürüm işte.

Wendell Berry
Çeviren: İnan Mayıs Aru

Resim: Mo Lin, 2005

HafızA – Ölüler Altın Takar Mı?

Aşağıdaki metin 1997’de anarşist süreli yayın Apolitika çevresi tarafından Bergama köylülerine dağıtılmıştı. Sevgili Tayfun (Gönül) başta olmak üzere pek çok anarşist arkadaş Bergamalıların mücadelesine aktif destek vermiştik. Tayfun bir süre için bölgeye yerleşip Kara Toprak adında anarşist bir ekoloji gazetesinin çıkarılmasına da önayak olmuştu.  Şimdi Çanakkale-İzmir yolunda yanından geçerken bile çorak bir sızıdır Bergama içimde. Neredeyse 20 yıl önce andığımız o 500 maden şimdi Efemçukuru’nda, Kazdağları’nda, Artvin’de, Fatsa’da, bu toprakların dört bir yanında ardı ardına faaliyete geçmeye devam ediyor ve o gün köylülere sorduğumuz sorular bugün de aynı yakıcılığıyla karşımızda duruyor. Bir yandan “altına hayır” derken bir yandan düğünlerde gelinlere, doğumlarda bebeklere altın takmaya devam edecek miyiz? Peki sonra o bebeklere yaşanabilir bir gelecek bırakabilecek miyiz?

İnan Mayıs Aru

bergama

17 Mart 1997 de İzmir ve Bergama’da dağıtılan APOLİTİKA ÖZEL EKİ: Okumaya devam et

Zen Budizm Pratiği İçin Dizeler

hasegawa_tohaku_pine_forest

Sabah uyandığımda
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
sevdiklerimi dinleyeceğime,
özellikle de hiç söylemedikleri şeyleri.

Buda için bir mum yakıp
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
berrak sözünü onurlandırmaya:
“Unut kendini ve özgürsün işte.”

Şehirde dolanırken
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
fark etmeye liken ve otların
umutsuzluğa yenik düşmediğini.

İş başında bir örümceği izlerken
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
evrenin ağını el üstünde tutmaya:
değiver bir noktaya, devinir her şey.

Şamata kaçınılmaz olduğunda
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
bir anlığına gözlerimi kapatıp
hazinemi şuracıkta bulmaya.

Tropik ormanlar tehdit altındayken
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
sorumluların başına bela olmaya
ve kesmeye kendi ağaç tüketimimi.

Bitkilerini tanımlayan bahçıvanları izlerken
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
Eski bahçıvanlık yolundan gitmeye
bırakıyorum bitkiler tanımlasın beni.

Thoreau’nun sözlerini okurken
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
yerli pirimizin kıymetini bilmeye
kalımlı Yolu sezen.

Gece uykuya dalarken
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
karanlık ve sessizliğin tadını çıkarmaya
ve gerisi engin bir muamma.

Robert Aitken Rōshi
Çeviri: İnan Mayıs Aru

Kaos

kaos

KAOS ASLA ÖLMEDİ.

Başlangıçta var olan yekpare kütle, tapılacak biricik canavar, durağan ve kendiliğinden, herhangi bir mitolojiden daha kızılötesi (Babil’in önündeki gölgeler gibi), varlığın özgün, ayrımlaşmamış birliği, hâlâ daha sükûnetle ışın saçıyor Suikastçıların kara sancakları gibi, gelişigüzel ve ebediyen sarhoş.

Kaos, tüm düzen ve entropi ilkelerinden önce gelir, o ne bir tanrıdır ne de bir sinek kurdu, onun ahmakça tutkuları olası her koreografiyi kuşatıp tanımlar, manasız tüm eterleri ve filojistonları[1]: maskeleri kendi çehresizliğinin kristalleşmeleridir, tıpkı bulutlar gibi.

Doğadaki her şey mükemmel bir biçimde gerçektir bilinç de dahil, kesinlikle dert edecek hiçbir şey yok. Yasanın boyunduruğu kırılmakla kalmadı, asla var olmadı da; iblisler asla yıldızlara bekçilik etmedi, İmparatorluk hiç başlamadı, Eros asla sakal bırakmadı.

Yo, dinle, gerçekte olan şuydu: sana yalan söylediler, iyi ve kötüye dair fikirlerini sana yutturdular, bedeninden şüphe etmeni ve kaos peygamberliğinden utanç duymanı sağladılar, moleküler aşkın için tiksindirici sözcükler icat edip, seni ihmalle afsunladılar, uygarlık ve onun tefeci duygularıyla içini sıktılar.

Oluş diye bir şey yok, ne de devrim, mücadele ya da yol; hâlihazırda sen kendi teninin şahısın – çiğnenmesi mümkün olmayan özgürlüğün tamamlanmak için yalnızca diğer şahların sevgisini bekliyor: bir rüya politikası, göğün maviliği kadar ivedi. Okumaya devam et