Eşik

eşik

Uzun zamandır bulutlara bakıp da onları nesnelere benzetmeyen birinin gözleriyle baktı ufka. Ufku da bir şeye benzetebildiği söylenemezdi. Zaten bu yüzden iskemleye oturmuş, bitsin diye sessizce bekliyordu. Sonra duydu:

“O kapıyı arama artık. Bir kere kapandı ve açılmayacak bir daha. Yeni kapılara yönel.”

Göğe bakıp gülümsedi. Şaşırmadı. Yalnızca gülümsedi. Uykudan yeni uyanan bir zihnin gülümseyişiyle. İskemleden kalktı ve az ileride önünde duran kapıya yöneldi. Kapıyı açtı, dışarı çıktı ve sonra kapıyı kapattı.

Bütün bunlar bir hayaldi tabii. O gökte uçan bir kırlangıçtı ve ne bulutları ne de ufku herhangi bir şeye benzetmesi gerekmezdi. Yalnızca, aşağıda, ovada oturan adamı hayal etti ve ona “Kapıyı artık arama,” dedi.

Ben kapının eşiğiydim. Hangi tarafta olduğumu hiç sormayın. Gökyüzünde bulut falan yoktu. Güneşli bir gündü yani. Okumaya devam et