Tiyatronun Yaşamı

Julian Beckliving_theatre

City Lights, San Fransisco 1972

(Çeviren: İnan Mayıs Aru)

new york city’de wbai istayonu’nda sunulan tiyatronun yaşamına dair üç yayından üçüncüsü

10

sorular  1963

soru sorup duruyorum çünkü yanıtları bilmiyorum.

sorularla yanıtlar arasında ne fark var

hamlet ihtişamını mı sorguluyor trajedisini mi

neden tiyatroya gidiyorsunuz

tiyatroya gitmek önemli mi

okumak önemli mi

tiyatroya giden insanlar tiyatroya gitmeyenlerden farklı mı

tiyatroya gidince size ne oluyor

tiyatrodan çıkınca değişmiş mi oluyorsunuz yani tabii ki her bir tecrübeyle her an değişiyorsunuz ve bu yüzden üç saat sonra haliyle farklı biri olacaksınız ama demek istediğim aktif olarak değişmiş mi oluyorsunuz

aktif olarak değişmek istiyor musunuz

halinizden hoşnut musunuz

değişmek iyi midir

olduğu gibi kalan herhangi bir şey yeterli midir

neden bahsediyorum ben Okumaya devam et

Heteredoksi ve Anarşiye Giriş

Siyah_Qalem_Demon_Dragon

“Kendinin dışına bir adım at!
Bütün yol o tek bir adım…”
Şeyh Nimetullah Veli

 

 

1. Aydınlanmanın Piçi Anarşizm

Bugün Batı dünyasındaki mevcut siyasi-sosyal teori ve pratiklerin, ister devri miras ister reddi miras yoluyla olsun hemen hepsinin Aydınlanma projesinin izlerini taşıdığını söyleyebiliriz. Modern Batı’nın (ki burada söz konusu olan coğrafi değil aklî bir Batı’dır) diğer tüm felsefeleri gibi Anarşizm de temel biçimini aydınlanma düşüncesine borçludur. Bu açıdan bakıldığında Marksistlerin sıklıkla dile getirdikleri “Anarşizm ve Liberalizm kardeştir” kabilinden hakaretleri de bir gerçeği dile getirmektedir; ama yalnızca kısmen. Marksizm’in de bir Aydınlanma çocuğu olarak Liberalizm ve Anarşizm’le kardeş olduğu gerçeği, Marksistler tarafından es geçilmektedir. Tabii bu garabet aile metaforu üzerinden konuşmayı sürdürecek olursak bu ailenin itaatsiz ve özgürlükçü ferdinin Anarşizm olduğunu da söylemek gerekir. Ancak tüm bunlar bir yana sanırım Anarşizm’in Batılı ve dahası Aydınlanmacı bir düşünce olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz. Şüphesiz, Aydınlanma’nın pozitivizmi ve rasyonalizmi dinleştiren metoduna ve bilinç-zihniyet üretimini temel alan siyasasına ilk temel karşı çıkışlar daha 19. yüzyılda anarşistler arasından gelmiştir. Daha sonra, aydınlanma zihniyetine neşter vuran post yapısalcı düşünürlerin adları da, kendilerine anarşist demekten imtina ettikleri halde anarşistlerle beraber anılır olmuştur. Ancak yine de anarşizmin aydınlanma ile hesaplaşmasını yapıp yapamadığı ve böyle bir hesaplaşmadan yüzünün akıyla çıkıp çıkamayacağı ayrı bir tartışma konusudur.

Modernleşme (ve belki de artık post-modernleşme) sürecini kendi sosyal pratiğinin bir parçası olarak yaşamayan coğrafyalara modern düşünce son iki-üç yüz yıldır neredeyse tüm veçheleriyle başarıyla ihraç edildi. Aydınlanma projesinin temelinde bir bilinç-zihniyet üretimi yatmaktaydı ve tüm dünyaya bir güneş gibi doğacak bu bilincin rahipleri de şüphesiz “Aydın”lardı. Nitekim öyle de oldu. Şu an dünyanın her yerinde entelektüel üretim ve yaşamı anlama/anlamlandırmaya yönelik her türlü çaba ancak Batı düşüncesinin dilini kullanarak kendini ifade etme olanağı bulabiliyor, kapıları açabiliyor. Anarşistler de bu zihniyet ithali mefhumunun dışında kalıyor sayılmazlar (Kaleme aldığım bu mütevazi deneme bile maalesef okur-kitleye ulaşma kaygılarının esiri olarak bu dilin sınırlarından kendini kurtaramıyor). Bugün tüm kavramlarıyla ve açılımlarıyla Batılı akademinin bir parçası olmuş bir anarşizmi tercüme ve tecrübe etmekteyiz. Anarşizmi bir ideoloji olarak kabul ettiğimiz takdirde bunda tuhaf bir yan da yoktur. Ancak yaşayan bir yol olarak anarşiden bahsedeceksek özgürlükçü geleneğin yerel ve özgün bir karakteristiğinin olup olmadığını araştırmak zorundayız. Okumaya devam et

Ava Giden Avlanır

okkoKelebek ok yay almış
Ava şikare çıkmış
Tonuzları korkutur
Ayuları kaçmağa
Kaygusuz Abdal, 14. yy

Kızılçamların arasında yürüyorum. Gözüm yer yer kabarmış çam pürçeklerinde. Doğru yere bakmayı bilenler için kurumuş çam iğnelerinin altında ne hazineler gizli! Şu az ötedeki pırnalın altındaki sarı şey bir yumurta mantarı olabilir mi? Ama hayır daha vakit erken. Sararmış bir yaprak sadece. Yarım saattir beyhude dolansam da, bir yerlerde mutlaka mantarlar patlamış olmalı. Hava müsait; yağmurlar döktü, gün hanım gösterdi yüzünü, önceki geceki fırtına gökgürültüleri içinde geceyi yararak zihinlerimizi de ilkel kıvılcımlarla bir anlığına aydınlatan yıldırımlarını sundu bize. Mantarlar da pek seviyor yıldırımları. Havadaki elektrik yükünün bu anlık boşalmaları, mantarların toprağın yüzüne çıkıp meyvelerini vermelerini tetikliyor.

Meyveleri diyorum zira bizim mantar dediğimiz şey aslında toprağın altında bazen kilometrelerce alan kaplayan ve bir yeraltı ağacını andıran misel ağının bir nevi meyvesi. Bu misel ağı aynı zamanda ormanın enformasyon otoyollarını ve patikalarını oluşturuyor, birbirine geçen katmanlarla adeta bir internet ağı gibi ağaçlar, toprak ve diğer canlılar arasında bizim kodlarını çözemediğimiz bir bilgi akışı gerçekleşiyor, orman anlayamadığımız şeylere bizim için gizemli tepkiler veriyor. Laboratuvar ortamında jazz davulunun mantarların daha hızlı patlamasına neden olduğu gözlenmiş mesela. Okumaya devam et