Ah!

soldier

topçu erinin kabusları
günbatımını kuşatırken
barış kuşları solgun bir çiçek uzatır tüm düşenlere
ülke ve tanrı için ölenler
ve çocukluğun hazlar bahçesine iki çukur gözle dönenler
o bahçeyi bulamayacak asla
sizin ezginizi okumalı biri şimdi
macera peşinde inancın kör yollarına düşen
ölen öldüren, kanla beslenen emir kulları
bir zamanlar hepimiz gibi çocuklardınız siz de
zamanın yanılgıları kırdı başaklarınızı
biri kayıp şiirinizi bulmalı
heceler bir mayın tarlası
gez, göz, arpacık – kafiye
tetiği çekerken anlamsız yaşamına
lanetler okuduğun kürdün
gömülü kemiklerinde
ey büyük türk askeri
bir dize de korku için ve nefret ve intikam
hepimizi boka batıran bu yalan dolan
bir dize de anaların ağıtları
ah!
sağ olmasın vatan
o analar da yenildi sizinle.

İnan Mayıs Aru

Zen Sıkıcıdır

boring

Artık kabul edelim. Zen sıkıcıdır. Zenden daha donuk daha sıkıcı bir pratik bulamazsınız. Felsefesi yavan ve heyecansızdır. Birilerinin şu an bu sayfayı okuması bile bana inanılmaz geliyor. Bunun yerine Tetris falan oynayabileceğinizin farkında değil misiniz? Milyon tane beleş porno sitesi var, haberiniz yok mu? Gidip hayatın tadını çıkarın, burada ne işiniz var?

Bir Rinzai Zen hocası olan Joshu Sasaki, bir keresinde Budist öğretmenlerin daima öğrencilerini Buda Âlemi’ne özendirdiklerini ama aslında öğrenciler Buda Âlemi’nin ne kadar yavan ve tatsız olduğunu bir bilseler oraya varmayı asla istemeyeceklerini söylemişti. Çok haklı. Zen ustalarına bir bakın. Hiçbirinin modadan anladığı yok. Boş duvarlara gözlerini dikip öylece oturuyorlar. Onlara nasıl uçacağınızı sorsanız hiçbir şey söylemezler. Ahret hayatını soracak olsanız konuyu değiştirirler. Mucizeleri soracak olsanız su taşıyıp ateş için odun kesmek gibi zırvalardan söz ederler. Erken yatar, erken kalkarlar. Zen tam da bön tiplere göre bir felsefe. Okumaya devam et

Nataraja

Shiva Nataraja

“Şu imgeye bir bakın. Bakın nasıl nefes alıp veriyor, nasıl atıyor nabzı, nasıl da ışıl ışıl ışıldıyor. Zaman içre ve zamanın ötesinde ebediyen ve ebedi şimdide dans ediyor. Tüm âlemlerde aynı anda dans ediyor. Bakın ona. Daha yakından bakın. Daha da yakından bakın. Okumaya devam et

Cangıl Günlüğü

11085128_1094476947236535_271159986_n

Gökkuşağının tüm armonilerini çıplak ellerimle toplayıp heybeme doldururken hafif elektrik yükleriyle çarpılıyordu avuçlarım. Usta bir piyanistin ezgileri dökülmüştü patikalara ve ayak tabanlarımı kesiyordu diyezler. Bemoller ağaçların sık yapraklı dallarında asılı kalmışlardı ve ince güneş ışığıyla olgunlaşmayı bekliyorlardı. Orman cini izci pigme yeryüzünde hiçbir zaman kullanılmamış bir dilde, yeşil bir kurbağadan bahseden bir türkü söylemeye başladı. Yüz metre ötede nehirden kurbağalar vıraklayarak türküye eşlik ettiler.

***

“Ve gökten üç elme düştü…” diye bitirdi hikaye anlatıcı masalını. “Elme ne?” diye soracak oldum ama ağzımı henüz açmışken Tiuana’nın derin mavi gözleri sözcüklerimi yuttu. “Elme” tabii ki o mavi sularda yansıyan yıldızların Khuncasıydı. Okumaya devam et

Yeniden Silahlanma

darkmountain

Ölüme meyilli şu büyük ve vahim adımlar: kitlenin ihtişamı
Maskara eder merhameti, gözü yaşlı merhameti
Zira kitlenin atomları, insanlar, kurbanlar, canavarlaştırıyor onu
Hayran kalmak için kurdukları trajik güzelliğe.
O ise akan bir nehir gibi güzel ya da usulca biriken
Buzul gibi dağların sarp kayalıklarında,
Bir ormanı yarıp geçmeye yazgılı, ya da Kasım’daki don gibi,
Yaprakların altın yalazlı ölüm dansı,
Ya da bekâretini yitirdiği gece bir kız, kanayarak öpüşen.
Ağır ağır yanan bir ateşte yakardım sağ elimi
Değiştirmek için geleceği… Ne budalalık. Modern insanın
Güzelliği kişilerde değil
Afetengiz ritmde, ağır ve seferber kitlelerde, dansında
Kitlelerin düşler içinde kara dağdan inen.

Robinson Jeffers, 1935
Çeviren: İnan Mayıs Aru

Yağmurlu Baharın Şiiri

springrain

Yağmurlu baharın şiiri diridir, hayret
               ve neşeyle bakar dünyaya.

Tomurcuklanır su!

Kâh yabanıl, uçarı bir yasemin,
               kâh hanımelidir utangaç, zarif.
Itırlı bir çiçek olduğu kesin.

Toprakta karınca duası.
Suda yengeç dansı.

Uzaktan ıslıkla bir türkü tutturmuş,
               uçar konar deniz gözlerine.

Hangi şarap, hangi duman?

Bu sarhoşluk hangi rüzgârdan?

Yele, kora, ateşe ve yıldızlarla
               güneşe ama en çok da inanır
               insan yüreğinde yatan cevhere.

Ne gökler, ne yer, ne dağlar!
Aşktır şiiri yazdıran.

İnan Mayıs Aru
Sumi-e: Ensō Spring Rain, Patricia Larkin Green

Anti-Halife

chainsoflaw

İbn Arabî, Manevi Hikmet ve Mülhid Gelenek

I. BEY

ve Hızır, Gizli Peygamber, Yeşil Adam, Hiperborea Kralı, Musa’nın kurnaz yaveri, İskender’in hilekâr aşçısı, Zulmet Diyarı’nda ab-ı hayattan içen Hızır. Her bir adımında ezhar ve nebatat boy verir ve o suyun üzerinde seyran eder, İbn Arabî’nin gemisine doğru yürüyerek yaklaşır; yeşil cübbesi yeşil dalgalara dökülür –  belki de o dalgalardan dokunmuştur. Yahut yine Hızır mürşitsiz kalmışlar, deliler ve kınananlar, müstesna kişiler için çölün ortasında beliriverir su ve irşadla… “Ve bu hayatta nazara değer üç şey vardır: su, yeşillikler ve güzel bir çehre…”

ve bir mağarada sır olan Gizli İmam; belki Samiriye’de, belki Yemen’de, safî zümrütten bir adada, zümrütten ağaçlar ve yeşil berilden çiçekleriyle, yeşim taşından sarâylarıyla Suretler denizinin ortasındaki Muşabehet Berzahı’nın ötesini yurt tutan – karalar giyinmiş bir adam düşlerinde simyacılara görünen, düşlerde irşat eden… Okumaya devam et

Yabanılların Dirliği

pond

Dünyanın kederi içimi bürüdüğünde
ve uyandığımda en ufak bir sese
geleceğim ve çocuklarımın geleceği için korkarak,
gidip uzanıyorum subaşında, gövel ördek
tüm güzelliğiyle yüzerken büyük balıkçıl besleniyor.
Yabanılların dirliğine katılıyorum
kederli düşüncelerin vergisini kesmeyen
ömürlerinden. Dingin suyun huzuruna varıyorum.
Gün görmemiş yıldızları duyumsuyorum tepemde
ışıklar içinde bekleşen. Bir müddet
bırakıyorum kendimi dünyanın lütfuna, hürüm işte.

Wendell Berry
Çeviren: İnan Mayıs Aru

Resim: Mo Lin, 2005

HafızA – Ölüler Altın Takar Mı?

Aşağıdaki metin 1997’de anarşist süreli yayın Apolitika çevresi tarafından Bergama köylülerine dağıtılmıştı. Sevgili Tayfun (Gönül) başta olmak üzere pek çok anarşist arkadaş Bergamalıların mücadelesine aktif destek vermiştik. Tayfun bir süre için bölgeye yerleşip Kara Toprak adında anarşist bir ekoloji gazetesinin çıkarılmasına da önayak olmuştu.  Şimdi Çanakkale-İzmir yolunda yanından geçerken bile çorak bir sızıdır Bergama içimde. Neredeyse 20 yıl önce andığımız o 500 maden şimdi Efemçukuru’nda, Kazdağları’nda, Artvin’de, Fatsa’da, bu toprakların dört bir yanında ardı ardına faaliyete geçmeye devam ediyor ve o gün köylülere sorduğumuz sorular bugün de aynı yakıcılığıyla karşımızda duruyor. Bir yandan “altına hayır” derken bir yandan düğünlerde gelinlere, doğumlarda bebeklere altın takmaya devam edecek miyiz? Peki sonra o bebeklere yaşanabilir bir gelecek bırakabilecek miyiz?

İnan Mayıs Aru

bergama

17 Mart 1997 de İzmir ve Bergama’da dağıtılan APOLİTİKA ÖZEL EKİ: Okumaya devam et

Zen Budizm Pratiği İçin Dizeler

hasegawa_tohaku_pine_forest

Sabah uyandığımda
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
sevdiklerimi dinleyeceğime,
özellikle de hiç söylemedikleri şeyleri.

Buda için bir mum yakıp
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
berrak sözünü onurlandırmaya:
“Unut kendini ve özgürsün işte.”

Şehirde dolanırken
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
fark etmeye liken ve otların
umutsuzluğa yenik düşmediğini.

İş başında bir örümceği izlerken
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
evrenin ağını el üstünde tutmaya:
değiver bir noktaya, devinir her şey.

Şamata kaçınılmaz olduğunda
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
bir anlığına gözlerimi kapatıp
hazinemi şuracıkta bulmaya.

Tropik ormanlar tehdit altındayken
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
sorumluların başına bela olmaya
ve kesmeye kendi ağaç tüketimimi.

Bitkilerini tanımlayan bahçıvanları izlerken
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
Eski bahçıvanlık yolundan gitmeye
bırakıyorum bitkiler tanımlasın beni.

Thoreau’nun sözlerini okurken
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
yerli pirimizin kıymetini bilmeye
kalımlı Yolu sezen.

Gece uykuya dalarken
Ant içiyorum tüm varlıklar adına
karanlık ve sessizliğin tadını çıkarmaya
ve gerisi engin bir muamma.

Robert Aitken Rōshi
Çeviri: İnan Mayıs Aru