Tolkien ve Altmışlarda Radikal Ekoloji

Diggerlar’ın Yeraltında bir Hobbit yaşardı. 

 425335-tolkien_photo_c“Bu sırada, 1966’da, Haight ülkenin her yanından serbestlik ya da kişisel yetkenin hüküm sürdüğü bir hayat umudu aramak üzere gelen genç insanlarla dolup taşıyordu,” diye anımsıyor o sıralar Digger Peter Cohon olarak bilinen aktör Peter Coyote. (1) Daha 1967’nin Aşk Yazı’na 75.000 kişi akın etmemişken bile 1966 Ocak ayında San Fransisco’da Golden Gate Parkı’nın dışa doğru uzanan kısmında Gandalf adında sakallı bir adama rastlayabilirdiniz. Bu çayırlık minik vilayet yeni Hobbit-yurduydu ve Gandalf sizi oralarda hızla bir efsane haline gelen bir gençle tanıştırabilirdi; Frodo Baggins. (2)

Yüzüklerin Efendisi (1954-55) anti-komünizmin altın çağında basılmıştı ve Tolkien Orklar’ın komünistler olup olmadığı sorusunu yanıtlamak zorunda kalabileceğini bile sezmişti. (3) Ancak Vietnam Savaşı döneminin radikalleşmiş altkültürü içerisinde Yüzük’ün daha çok iyi ve kötü arasında bir savaş olarak görülen anıtsal destanı temelde Doğa ve Kapital arasında bir savaş olarak yorumlanmıştı. Bizzat her tarafta boy gösteren şu slogan bile tehlike altında olan hayatın savunusundan başka bir şey değildi: Frodo Yaşıyor! Hristiyan dergisi Second Spring’te de yazıldığı gibi: “Kitap, Hippie hareketi ve Yeşiller için bir İncil haline geldi.”

Okumaya devam et

Chippewa Şarkıları

Türkçeleştiren: İnan Mayıs Aru

Kızılderili şarkıları bizim bugün anladığımız anlamda şarkılar değil, genellikle rüya ya da bir çeşit vecd halindeyken gönle/zihne düşen ezgili sözlerdir. Çoklukla bir vizyon peşinde, oruç tutarak yapılan uzun dağ yürüyüşlerinde gelirler. Bu şarkılar doğa güçlerinin bir armağanıdır ve yeniden o güçlerle iletişim kurmak istendiğinde bir aracı olarak kullanılır. Rüya şarkılarını savaşa giderken, hastalarını iyileştirirken ya da son yolculuklarına uğurlarken, tarlalarını ekerken, ava çıkarken ya da güzel bir gelişmeyi kutlarken söylerler. Rüya şarkısının gizli anlamı ancak sahibi tarafından bilinir ve kimseye anlatılmaz. Zamanla şarkı yaygınlık kazanıp başkalarınca söylense de her bir şarkı sahibinin ağzında kudretlidir bu nedenle herkesin kendi şarkıları vardır, topluluğun her bir üyesi bir anlamda şair/ozandır.

Yukarıdaki şarkı ve çizimler etnopoetika çalışmalarıyla tanınan Amerikalı şair Jerome Rothenberg’in Kızılderili şiirleri derlemesi ve çevirisi Shaking The Pumpkin’den alınmıştır.

Bir Radyo Gezintisi

radio

Dışarı çıkmak isteyen ne? Zihnimde, derinde acıtan ne?

Kabile tanrılarının yıldırımları dostlar için parlıyor gecede. Tek bir uzun nota, düzlemde. Böylece sesi görmek mümkün olabilir. Kristal bardaktan çıkan tını odanın içindeki boşluğa yayıldığında onun bir çizgiye incelmesini bekliyorum. Sonra da uzun tek bir nota. Tüm ezgi tek bir notada yoğunlaşıyor ve o notayı bulduğunda gerisi onu takip ediyor.

Zihnin boşluğu bu ezgiyle doluyor ve ezginin içindeki her sese tek tek baktığında hepsi kendi vizyonlarını sunuyor sana. Hepsinin kendi yıldırımları var, bir an için ortalığı bir ışık seline boğan. Ve her biri beyincik soğanında bir takım sinir köklerine dokunduğu için oluyor bu. Altın ve gümüş iğneler vücuduna girerek kimyanı değiştiriyor böylece. Okumaya devam et

Doğadışı Yazın

snyder264_gs

Son yıllarda “doğa yazını” giderek artan bir edebî ilgi odağı haline geldi. Odaktaki özne olan “doğa” ve ona (ve onun içerisinde yer alan biz insanlara) yönelik bir kaygı sanatçılar ve yazarlar tarafından – memnuniyet verici bir biçimde – paylaşılmaya başlandı. Bu ilgi pekâlâ postmodernizmin yeni bir aşaması da olabilir, zira modernist avangartlar akıllara durgunluk verecek kadar kent-merkezliydi. Yazarlığa özenen pek çok kişi – illâ kişisel bir kazanç ya da edebî itibar da beklemeksizin – meraklı, saygılı ve kaygılı bir biçimde bu topraklara doğru ilerliyor. Bunu aşkla ve de tutkulu bir ekoloji cengâverliğiyle yapıyorlar, para için değil. (Doğa yazınının ne olması gerektiğine dair halen pek çok farklı görüş ve anlayış mevcut. Büyük ölçüde orta sınıf, orta kültürlü, Avrupalı-Amerikalı bir insan perspektifinden yazılmış yazı ve denemelerde görülebilecek daha eski bir doğa yazınından söz edilebilir. Bu yazın, güzellik, uyum ve ulviyet retoriğine dayanır. John Muir’in yazılarında zaman zaman bizi rahatsız eden şey de zaten bunun aşırıya kaçması. Şimdi isimleri pek hatırlanmasa da, Muir’in daha beter çağdaşları da vardı.) Okumaya devam et

Bir Issızlık

Zihnin açık şimdiallenphotoboot
bulutsuz bir gök gibi
Vakti geldi demek
Yabanda bir ev kurmanın.

Ne yaptım ki ben
gözlerimle gezmekten başka
ağaçlarda? Öyleyse
kuracağım: bir eş,
bir aile ve bulacağım
üç beş komşu.

Ya da
telef olurum yalnızlıktan
ya da yiyeceksizlikten ya da
yıldırımdan ya da ayıdan
(evcilleştirmeli geyiği
ayıyı üstüne giymeli).

Belki bir de resmetmeli
avareliğimi, ufak bir
sanem – bir türbe
yol kenarında göstersin diye
yolculara yaşadığımı
burada yabanın ortasında
farkında ve yuvada.

Allen Ginsberg
Çeviri: İnan Mayıs Aru

 

Amanda’yla Yaşamın Anlamı

durbirmolaver

Arabayla nehir yolundan yukarı doğru giderken görüp de dokunmadığım altmış bin ağaç var. Aynen benim gibi, Amanda da süratle giden cipin içinde hapis, ama o her ağaca dokunuyor.                                                                                       Kayıt – 10 Mayıs                                              Marks Harikulade’nin Defteri(1)

Okumaya devam et

Metal ve Işıklar Şehri

Pantera, ileri baktı ve alev alev bir gökyüzü gördü ama bu bir ateş falan değildi, parlak bir bulut gibiydi ya da daha ziyade havada asılı kalmış floresan bir ışık lağımı sathı. Çantasının içinde nfumbe alarm sinyalleri yolluyordu. Hemen altındaki uçsuz bucaksız şehir yüksek, marazi ışıklara doğru sere serpe uzanıyordu. Pantera, yıldızların olmadığı bir gökyüzünü daha önce hiç görmemişti.

Işıkların haricinde şehirden bir gök gürültüsünü andıran ciyak ciyak tınlamalar ve gürültüler de geliyordu. Pantera dürbünle baktığında şehrin devasa bir metal yayılımı olduğunu gördü. Eğilip bükülen metal her yere sarmaşık gibi sarılmıştı ve çığlık atıyordu. Şehir canlıydı. Belki bir zafer çığlığı, belki de acı bir çığlık. Belki üstünde asılı duran göğe kendini sunuyordu  belki de ona sayıp sövüyordu. Nfumbe de çığlık atar gibiydi: Pantera’ya burası bir ölüm diyarı diyordu.

MU3Pantera

Okumaya devam et

Doğal Tarımın Yolu

 

Masanobu-Fukuoka
“Tarımın nihai hedefi ekin yetiştirmek değil, insanların yetiştirilip mükemmelleşmesidir,” diyor Masanobu Fukuoka. Bu söz aslında Doğal Tarım Yolu’nun gerçekte ne olduğunun çok açık bir ifadesi. Bu bir yoldur (Dao ya da tarik). Artık meşrebinize göre hangisini seçerseniz seçin; insan-ı kâmile, Buddha’ya, Aydınlanmış kişiye giden bir yol. Çiftçilik ise bu yolun gündelik yaşam içerisindeki en yalın ve pratik ifade biçimidir çünkü doğayla kurulan ilişkinin temelinde romantik bir ideal değil kişinin gündelik ihtiyaçlarını dolaysız bir biçimde karşılayabilmesi yatar.